Kaldırımın en sağından, sırtıma attığım ağır çantam ve çekmekte zorlandığım valizimle yürüyorum. Yine dikkatim çok dağınık. Dalıp dalıp duruyorum bir şeylere. Sanırım evin anahtarını da unuttum çekmecede. Bir kez olsun bile yemek yapmadığım evimde acaba aygaz açık mıydı diye düşünüyorum. İlaçlarımı içtim mi? Bugün günlerden neydi? Yanımdan geçen yaşlı teyzeye hazirana kaç var diye soruyorum. Önce ufak bi tebessüm ediyor yaşlılığa inat tutmuş, tek bir kırışık dahi olmayan suratıyla. Sonra elindeki poşeti yere bırakıp omzuma dokunuyor. Gözlerimin içine bakarak "Ömür, ne güzel geçiyor çocuğum." diyor, anlam veremiyorum. Telefonumu çıkarıyorum saate bakmak için, saate bakmadan kapatıp yerine koyuyorum. Vodka dolduruyorum bi kadehe mesela ama masama otururken yanımda götürmüyorum. Kimi aşık olduğumu söylüyor, kimi ayyaş herif diye sesleniyor arkamdan, kimi de valizimde ne taşıdığımı, çantamın içinde ne biriktirdiğimi çok iyi biliyor. Bi taş parç...
Denize bakıp ufka daldığım her an, dünyayı değiştirebileceğimi düşünürdüm. Sonrasında sigaramı çıkartıp, bir yerlerde çakmağımı ararken bulurdum hep kendimi.