“ Yosun yeşili gözlerin inadına, Toprakta tohum gibi saklayacağım seni sevdiğimi. Kimseler bilmeyecek. İlk kadehten son kadehe çıktığım yolculukta b enimle olduğunu, Kadehler boşaldıkça gözlerimin dolduğunu, Kimseler görmeyecek. Kış eksi yirmilerde aşkınla yandığımı, Anılar diye diye hep seni andığımı, Kimseler duymayacak. Bir gün, yalnız sen duyacaksın. Sana bile söylenmemiş, senin için saklanmış sevda sözlerini. Bir gün, yalnız sen duyacaksın bir gülün kokusunda sevdamı. Sen göreceksin, Sen bileceksin, Hissedeceksin. Bir gün yolun sonunda, saatler durduğunda. ” Günün birinde sağ elimin, serçe parmağının dışa bakan kısmında ufak bir leke çıktı. Başta benim için hayli önemsizdi. Umursamadım, geçer diye düşünmüştüm her zamanki gibi. 'Hallederim' diyip henüz halledemediğim düşüncelerimin bulunduğu rafa koydum daha fazla düşünmemek için. Ancak leke zamanla büyümeye başladı. Önce elimi, sonra dirseğimi ve ardından sağ kolumun tamamını kaplamıştı. Sanki anestezi yap...
"Yok, bitmeyen geceler, olmayan sabahlar yüzünden değil. Çaresizliğimdendir bu gönül yorgunluğu. Kırılsam, kırıldım diyememekten, Sevgiyi umutsuzca beklemektendir. Hayırlarıma dur demekten yorulmaktandır. Hep dur diyorum, bekle diyorum, Sabrediyorum." 7 kişilik masanın etrafında toplanmış 6 kişi yemek yiyordu. Hayatımda hiç görmediğim insanlardı bunlar. Biri tabağına bütün yemeklerden parça parça koymuş, biri yemek yiyebilmek için sırasını bekliyor, bir diğeri herkese yemeklerini servis ediyor ve kalanlarda yemeklerini yudumluyordu. Boş sandalyeyi oturmak için kendime çektiğimde, gözler sadece beni görür oldu, bir sessizlikle yaptığım her hareket özenle izleniyordu. Sanki bu boş sandalye benim yerim değil, sanki ben bu masada istenilmiyordum. Bu yüzden kapıya en yakın, masaya en uzak sandalyeyi boş bırakmışlar gibiydi. Herkesin tabağında yemek tamamlandıktan sonra sıra bana gelmemişti. "Sanırım, annem yine benden bekliyor" diye düşündüm. Kalkıp tabağıma iki kaşı...