“ Yosun yeşili gözlerin inadına, Toprakta tohum gibi saklayacağım seni sevdiğimi. Kimseler bilmeyecek. İlk kadehten son kadehe çıktığım yolculukta b enimle olduğunu, Kadehler boşaldıkça gözlerimin dolduğunu, Kimseler görmeyecek. Kış eksi yirmilerde aşkınla yandığımı, Anılar diye diye hep seni andığımı, Kimseler duymayacak. Bir gün, yalnız sen duyacaksın. Sana bile söylenmemiş, senin için saklanmış sevda sözlerini. Bir gün, yalnız sen duyacaksın bir gülün kokusunda sevdamı. Sen göreceksin, Sen bileceksin, Hissedeceksin. Bir gün yolun sonunda, saatler durduğunda. ” Günün birinde sağ elimin, serçe parmağının dışa bakan kısmında ufak bir leke çıktı. Başta benim için hayli önemsizdi. Umursamadım, geçer diye düşünmüştüm her zamanki gibi. 'Hallederim' diyip henüz halledemediğim düşüncelerimin bulunduğu rafa koydum daha fazla düşünmemek için. Ancak leke zamanla büyümeye başladı. Önce elimi, sonra dirseğimi ve ardından sağ kolumun tamamını kaplamıştı. Sanki anestezi yap...
Seni böyle seversem, asarlar beni. Bir deniz fenerinin söndüğünü görürsün. Evlerine kapanır gemiler. Sis basar bütün limanları, Seni böyle sevdiğimi bilseler, ASARLAR BENİ. Ben, senin yanında yola çıktım, Şiir okuduğum o yolda, yolsuz kaldım. Eyy benim kara yazgım! Sonunda anladım. Hata yaptığında bile anladım. Yastığım, sen kokardın. Korkudan titrediğim geceler, Alnımdan öperdin, sarılırdın. Aspatın iskelesinde seni izlerdim. Seyrederdim, doymazdım. Ateşte bile bu kadar yanmazdım. Göz yaşlarım mutluluktandı. İçimde, hiç tanışmadığım bir heyecan vardı. Bizim için, Bi yerlerden yaban mersini çalmıştım. Aslında, hissedersin sanmıştım. Sen, yine de gittiğin yolda, Kırık bir gül avcunda, Gri bir kayanın karşısında, Söz verdiğin gibi, 29 yaşında. Uğra bana, Ben gitmeden. Akşam üstü, gün batımında, Yolun düşsün bana. Ben vazgeçmeden...