"Anahtarına güvenip, geç kalıyordu." Cesede bak, koşar hızlı ve azimli herkesten, Aklını kaybetmiş birde, duramaz sarhoş gezmeden. Çok acayip gerçekten; yaşar sanır kendini. Yalnızlıktan şikayet eder, b eter olmuş kuduz bir köpekten. Bir avcunda kan var, diğerinde yaban mersini. Hem sever, hem de nefret eder herkesten. Laf aramızda kalsın, kendisi asil bir dilenci. Ya da kalmasın, duysunlar Cihan'ın çıkmış çivisi. Taş atsınlar geceden, küf tutmuş bulutlara. Nasılsa kalabalıksınız herkesten, gözleriniz de hileli. Ama yok, bu adil bir kör dövüşü değildi, Taşlar kimin kalbine değdi, hangi denizi deldi? Ben ki; deldiğiniz denizi diktim, maviye boyadım. Ben ki; diktiğim denize düştüm, yılana sarıldım. Bin yıldır yeniliyorum ve yorgunum herkesten. Bin yıldır direniyorum ve korkuyorum ateşten. Gel, istersen biraz gül çalalım gizli bahçeden, Ya da artık unutmalıyım kirpiklerini. Laf aramızda kalsın y a da kalmasın; Hâla özlüyor gibiyim seni.
"Yok, bitmeyen geceler, olmayan sabahlar yüzünden değil. Çaresizliğimdendir bu gönül yorgunluğu. Kırılsam, kırıldım diyememekten, Sevgiyi umutsuzca beklemektendir. Hayırlarıma dur demekten yorulmaktandır. Hep dur diyorum, bekle diyorum, Sabrediyorum." 7 kişilik masanın etrafında toplanmış 6 kişi yemek yiyordu. Hayatımda hiç görmediğim insanlardı bunlar. Biri tabağına bütün yemeklerden parça parça koymuş, biri yemek yiyebilmek için sırasını bekliyor, bir diğeri herkese yemeklerini servis ediyor ve kalanlarda yemeklerini yudumluyordu. Boş sandalyeyi oturmak için kendime çektiğimde, gözler sadece beni görür oldu, bir sessizlikle yaptığım her hareket özenle izleniyordu. Sanki bu boş sandalye benim yerim değil, sanki ben bu masada istenilmiyordum. Bu yüzden kapıya en yakın, masaya en uzak sandalyeyi boş bırakmışlar gibiydi. Herkesin tabağında yemek tamamlandıktan sonra sıra bana gelmemişti. "Sanırım, annem yine benden bekliyor" diye düşündüm. Kalkıp tabağıma iki kaşı...