Ana içeriğe atla

Kayıtlar

LAF ARAMIZDA

"Anahtarına güvenip, geç kalıyordu." Cesede bak, koşar hızlı ve azimli herkesten, Aklını kaybetmiş birde, duramaz sarhoş gezmeden. Çok acayip gerçekten; yaşar sanır kendini. Yalnızlıktan şikayet eder, b eter olmuş kuduz bir köpekten. Bir avcunda kan var, diğerinde yaban mersini. Hem sever, hem de nefret eder herkesten. Laf aramızda kalsın, kendisi asil bir dilenci. Ya da kalmasın, duysunlar Cihan'ın çıkmış çivisi. Taş atsınlar geceden, küf tutmuş bulutlara. Nasılsa kalabalıksınız herkesten, gözleriniz de hileli. Ama yok, bu adil bir kör dövüşü değildi, Taşlar kimin kalbine değdi, hangi denizi deldi? Ben ki; deldiğiniz denizi diktim, maviye boyadım. Ben ki; diktiğim denize düştüm, yılana sarıldım. Bin yıldır yeniliyorum ve yorgunum herkesten. Bin yıldır direniyorum ve korkuyorum ateşten. Gel, istersen biraz gül çalalım gizli bahçeden, Ya da artık unutmalıyım kirpiklerini. Laf aramızda kalsın y a da kalmasın; Hâla özlüyor gibiyim seni.
En son yayınlar

BOŞVER

"Yok, bitmeyen geceler, olmayan sabahlar yüzünden değil. Çaresizliğimdendir bu gönül yorgunluğu. Kırılsam, kırıldım diyememekten, Sevgiyi umutsuzca beklemektendir. Hayırlarıma dur demekten yorulmaktandır. Hep dur diyorum, bekle diyorum, Sabrediyorum."    7 kişilik masanın etrafında toplanmış 6 kişi yemek yiyordu. Hayatımda hiç görmediğim insanlardı bunlar. Biri tabağına bütün yemeklerden parça parça koymuş, biri yemek yiyebilmek için sırasını bekliyor, bir diğeri herkese yemeklerini servis ediyor ve kalanlarda yemeklerini yudumluyordu. Boş sandalyeyi oturmak için kendime çektiğimde, gözler sadece beni görür oldu, bir sessizlikle yaptığım her hareket özenle izleniyordu. Sanki bu boş sandalye benim yerim değil, sanki ben bu masada istenilmiyordum. Bu yüzden kapıya en yakın, masaya en uzak sandalyeyi boş bırakmışlar gibiydi. Herkesin tabağında yemek tamamlandıktan sonra sıra bana gelmemişti.  "Sanırım, annem yine benden bekliyor" diye düşündüm. Kalkıp tabağıma iki kaşı...

YUSUF

"Tam pes etmek üzere olduğum bir gecede, kafamda verdiğim savaşı zor da olsa kazandım."    Bazen, bi zeplinin üzerinde uçuyor gibi hissediyorum kendimi. Rüzgar okşuyor saçlarımı, açıyorum ellerimi. Gökte dans eden yıldızlar, yerde yılan avlayan kuşlar görüyorum. Çakılıp duruyorum sert zemine. İnanamıyorum her seferinde yanlış olanı seçtiğime. Aslında, hiç zor değil aslında. Yorgun değilim. Mübalağ yaptığım benim. Tıpkı bir matematik problemi gibi. X ve Y gibi. Yırtık gömleğiyle, Lavanta kokan Yusuf gibi. İnsan, bulabilirdi aslında. Unutup, aldatmasaydı denklemini. Bi balonumun ismi Sevgi mesela.  Ya da öf ke, nefret, aşk bir diğeri. Zavallı duygular yüzünden, Her seferinde uçurumun eşiğinde buluyorum kendimi. Bir sınır çektim şimdi evimin gül kokan bahçesine. Kusurun bu olduğunu fark ettiğimden beri. Elimde bir şamdan, kafamda piyano senfonisi. Tanımadığım bir şehirdeyim, adı Batumi. Bak, bir kitaptan alıntı yapıcam şimdi. Gözlerimi açtım ve yükselttim sesimi. Yazarı kim ...

SENDEN KAÇIYORUM

"Akşam güneşine, çok yakışırdı yüzün" Bi deniz vardı evimin karşısında, Koca, Yeşil gözleri olan. Evim! derdim O’na. Bir bakıp, bir duman tüttürürdüm. Tek oturduğum çok kişilik masamda, Bir rakı kadehim, O'nun için hep fazla. Sözde, sizden kaçıyorum. Aptal aptal güldüm bir de buna.   Öfkem, dört nala koşardı peşimden sonra. Gecenin bir vakti, Denize sürüklerdi beni. Bırakmazdı, döverdi. Savururdu sıska kollarında. Sözde, sizden kaçıyorum. Öfkemi, iki bardakta denize boşaltınca.   Ben ve bu küreksiz mürettebatımla, Açılırdık bilmediğimiz göğe, Yelkenler Sahra! Bu kadar kolay harcamazdım hayallerimi, Aslında, bırakmazdım nadasa. Sözde, sizden kaçıyorum. Yırtık yelkenim ve Yosun tutmuş sandalımla.   Gömleğimin düğmelerini yine yanlış iliklemişim. Böyle mi olurdu, olsaydı Sultan yanımda. Şimdi ben, 26 yaşımda, Bi Kaktüs ağacının başında, Kapıma dayanıp, zili çaldığınızda, Korkmazdım. Sözde, sizden kaçıyorum. Işıklarım açık ama, evde yokum aslında.   Sultan’ı bir gün aram...

SADECE SERÇE

"Minik bir serçenin göz yaşı kadar"     Sanki Tanrı, bir şeylere öfkelenmişte, dünyayı temizlemek için bir mermi gibi yağan yağmurla sırılsıklam etmişti tüm şehri. Her kızgınlığında bir yıldırımla aydınlatıp önümü, birde sesiyle korkutuyordu beni.  Gecenin bir vakti ben, sarhoşlar ve sokakta peçete satan ufak çocuklar dışında kimse yoktu etrafta. Her gün birer birer eksilen saçlarım sırılsıklam olmuş, ayakkabım da su almıştı. Yağmurda ıslanan sokak köpeği gibi bir ifade vardı suratımda. Sokak köpeklerinin ve peçete satan çocukların neden hep üzgün olduğunu düşündüm sonra. Dar kaldırımın en köşesinden yürürken, eve giden yolumun daha başındayken 136 basamağa bakıp durdum. Karnımdaki gurultu; "hadi" dedi bana. Bense yaktığım sigarayla onu susturdum. ***      Parkın önünde duran belediye bankını kestirdim gözüme. Üzerinde duran yağmur damlalarını sol kolumla sildim (kuruduğuna inandım ve oturdum). Telefonumdan karşıma çıkan ilk şarkıyı açtım.  Annemin en ...

İCAZ: RUJ SANATI

"Elleriniz ne kadar da soğuk!" dedim. Tereddütsüz cevap verdi: "Isıtın!"      Saat s abahın altı buçuğu, yine ufak bir koridorda Yangın  kabusuyla, savrularak uyandım. Burnumun kanadığını fark ettim ıslanan yastığımda. Yanıma baktım, yanım boştu. Oda boş, ev boş. Kalktım kanımı temizlemek için. Sahilde içilen sigaranın dumanı, hâla kafamın içindeydi. Aynaya baktığımda gözlerimdeki kan çanağının içindeki mutluluğu ve korkuyu görebiliyordum. Elmacık kemiğimin üzerinde ruj lekesini fark edince tenim, bir vampirin teni gibi buz kesmişti. Aslında buna leke demek bir hakaretti, bu adeta özenle çizilmiş bir resim, bir sanattı. Beyaz tenli kadın geldi aklıma. Bir sinema filmi gibi geçti gözlerimin önünden yaşadığımız tüm senaryolar. Omuzlarına varan küt saçları, dik bakışlı kömür gözleri, rakı beyazı inci dişleri, yumuşacık teni... Bizim bir sahnemiz, rolümüz ya da hikayemiz yoktu. Biraz yaz aşkı gibi, biraz ömürlük gibi, en çokta Meftun gibiydi...      Burnu...

DESTİNA

"Kuş uçtukça genişliyor gökyüzü" demişti Rilke. Belki hayat da yaşadıkça. Böyle şeyler düşün. Delirme. Kimse duymaz çünkü bu gürültüde. Pelerinli bir gladyatör çizdim önümdeki boş kağıt parçasına, Gülden yapılmış bir de kılıç verdim ona. Harbe çıkıyor, yıkıyor mavi duvarlı evleri. Asıp biçiyor ama kesemiyor kırmızı gülleri. Sürekli öldürüyor birilerini. Resmediyor ölümü sanki. Öldürdükçe, pastel kokuyor evimin içi. Ah şu kurdukları kafasında, Vasiyetim say Destina. Beyazlar giydirtecek günün birinde bana. Ahşap kutu içinde taşısın beni sevmediklerim. İnadına, durmadan tepineceğim omuzlarında. Suyla yazılmış şiirler okuyacağım onlara, kulaklarında çınlasın. Rüyalarına gireceğim, ödleri patlasın. Hemdem gelirse eğer, hepsine bol şerbetli tulumba! Haa, Yosun'da gelirse şayet, "Defol!" deyin ona. Vasiyetim say Destina. Katiller giremesin bu kutlamaya. Diktiğim incir ağacına siyah eşarplar bağladım. Dallarını kırdım, kökünü kazıdım uyuz bir köpek gibi. Aç kaldı kuşla...

KAKTÜS ADAM

"Bak bu yara annemden, İşte bu babamdan, Buradaki amcamdan, Oğulcan'dan, doğmamış Efe'den, Bu otobüsteki yabancı adamdan, Sol kolumdaki geceden, Sağdaki yangından, Şuramdaki en yakın dostumdan, Buysa bir çift yosun yeşili gözden kalma yara izi. Haaaa, şu en derin ve taze olan mı? Onu ben açtım fark etmeden. En çokta o acıtıyor canımı, en çok o kanıyor. Aslında bu yara bandından tam 133 tane var üzerimde. İyileşiyor hepsi. Ama geçmiyor." Uzun, genişçe bir otoyoldayım. Dilimde en sevdiğim şarkı. Refüjün üzerinde yürüyorum sallanarak. Düşersem öldürürler. Dağda koca ufak domuz ailesi kahkahalar atıyor kırmızı dilleriyle. Küfre düşmüşler, ne kadar da acı gülüşmeler! Güneş doğuyor mu, batıyor mu anlamıyorum. Evde sardığım sarmalar var, hiç yiyemedim. Bir türlü vazgeçemiyorum çünkü şu fazla tuzdan. Midem deliniyor, kemiklerim sayılıyor artık, eksik 9 kilom var. Taşların üzerinde peruk takmış bir adam. Her yanı dikenli. Kime sarılsa canını yakıyor. Omzunda bir atkı var, ayla...

ŞAKLABAN'IN 133 SIRRI

''-...Yüzotuzbir, yüzotuziki, yüzotuzüç. Son basamağa geldim, şimdi? -Şimdi sola dön, Tel örgülü kapıyı aç. Mavi beyaz duvarları olan, Begonvil sarmaşıklı ev.  Seni bekliyorum kapının eşiğinde.''     Esen rüzgar, adeta tenimi okşuyordu. Yağmurun yağacağını, gömleğimin üzerine ufak ufak bıraktığı su tanelerinden anlamıştım. Sırtıma attığım çanta,  omzumda öylesine yük olmuştu ki, eve girdiğim gibi çantamı koridorun köşesine atıp, kendimi turuncu nevresimleri olan yatağıma fırlatmak istiyordum bir an önce. Yeni tıraş olmuştum ama duşa girmeye mecalim bile kalmamıştı. Çünkü bütün gün, O bomboş hacimleri olan insanları adam yerine koyup savaş vermiştim. Bir sürü herifi yumruklamak istemiştim yine. Tam 15 kişi beni bıçaklamak için tehditler savurmuştu, anlayacağınız sıradan bir gün geçirmiştim aslında. "Kolundaki şey ne?, Siyah alçı mı olur? Bilardocu musun? Çok merak ediyorum ellerine ne oldu?" gibi akıl almaz sorularla karşılaşıp, sadece gülümseyerek cevap verdim...

LALEZAR

'' Seni yalnız ben tanırım demedim mi? Bir gün kızsan bana, alsan başını, yüzbin yıllık yere gitsen, dönüp kavuşacağın yer Ben'im demedim mi? Demedim mi şu görünene razı olma, demedim mi sana yaraşır otağı kuran Ben'im asıl, onu süsleyen, bezeyen Ben'im demedim mi? Ben Ankara'yım demedim mi sana?'' E konuşun da, sorun madem onlara. Ayyaştır o, elinden rakısı düşmez Beyefendi. Her şiirde mâ na arar lüzumsuzca. Her şiir, okunmaya layık mıdır Beyefendi? Nebi mi zanneder kendini bu, elindeki asa nedendir? Yılan olur, zehrini salar, delemez denizleri Beyefendi. Çarmıhın başında dikilir ama tam bir korkaktır. Ellerinde kendi çivisini taşır, cesurdur Beyefendi. ''Sevdim, oğlum seni'' der durur, bilmece sanki. Birle iki, Yosun Bakışlı Sevgili. Sabahlara kadar güneşi bekler, ay batmaz geceden. Bitmeyen gece olur mu hiç Beyefendi? Meftun sanır kendini, harabe hanesi. Camı, penceresi olan her yer ev değildir Beyefendi. Yıldızları sayar balkonunda, n...

YOSUN YEŞİLİ

“ Yosun yeşili gözlerin inadına,  Toprakta tohum gibi saklayacağım seni sevdiğimi. Kimseler bilmeyecek. İlk kadehten son kadehe çıktığım yolculukta b enimle olduğunu, Kadehler boşaldıkça gözlerimin dolduğunu, Kimseler görmeyecek. Kış eksi yirmilerde aşkınla yandığımı, Anılar diye diye hep seni andığımı, Kimseler duymayacak. Bir gün, yalnız sen duyacaksın. Sana bile söylenmemiş, senin için saklanmış sevda sözlerini. Bir gün, yalnız sen duyacaksın bir gülün kokusunda sevdamı. Sen göreceksin, Sen bileceksin, Hissedeceksin. Bir gün yolun sonunda, saatler durduğunda. ”      Günün birinde sağ elimin, serçe parmağının dışa bakan kısmında ufak bir leke çıktı. Başta benim için hayli önemsizdi. Umursamadım, geçer diye düşünmüştüm her zamanki gibi. 'Hallederim' diyip henüz halledemediğim düşüncelerimin bulunduğu rafa koydum daha fazla düşünmemek için. Ancak leke zamanla büyümeye başladı. Önce elimi, sonra dirseğimi ve ardından sağ kolumun tamamını kaplamıştı. Sanki anestezi yap...