Ana içeriğe atla

İHANET

    

"Ölmek, ne kolay ölmek. Zoruma gidiyor ölmek için yaşamak"

   Bodrumun en işlek sokaklarında kendi halimde yürüyorum. Her zaman uğradığım tekelden bir bira alıp yoluma devam ediyorum. Barlar sokağının denize açılan dar caddelerinde, sahil kenarında, sıcacık kumların üzerinde bir yer bulup oturuyorum. Dalgaların kumsala vuruşunu izliyorum. Elimde içkimi yudumluyorum. Huzurluyum.

    Yanıma biri geliyor, Geceden doğmuş belli. Her yanında acı var, gözlerinden okunuyor. Oturuyor sessizce. Kendini anlatmaya başlıyor. Bana acı vereceğini farkındayım ama kabul ediyorum. Korkuyorum.

    Gökteki sayısız yıldız içinden bir tanesini seçip bu bizim diyor. Yavaşça heyecandan terleyen ellerimi tutuyor. Sokakta bulduğu kırık bi gülü bana getiriyor. Gözlerinden uyku akıyor gecenin ama gitmiyor. Benimle kalıyor. Ben denize, Gece bana bakıyor. Anlayamıyorum.

    Bir kulübe gidiyoruz. Kulüp tıklım tıklım. Arkadaşlarıyla dans ediyor. Gözlerimi ayıramıyorum Geceden.  Arkadaşlarını otele bırakırken "Müphem" şarkısını seçiyoruz kendimize. Sarhoşum ve sevmeye başlıyorum. Mutluyum.

    Sabah yanımda uyanıyor. İşe gitmek istemiyorum. Haftalık tatilimi Geceyle olabilmek için hep değiştiriyorum. Yanımda olduğunu her an hissediyorum. Neyim varsa kaybetmekten korkmuyorum. Cesurum.

    Bir gün elimi tutan Gece artık doğmuyor. Yanımda ama, o kadar uzak ki. Ben hastalandığımda yatağımda kıvranırken beni yalnız bırakıyor. Sadece gülmek istiyor. Ağlamanın, kıskanmanın, sevmenin, sevilmenin ne demek olduğunu bilmeyen Gece beni terk ediyor. Afallıyorum.

    Gecenin geleceği günü bekliyorum. Onun için tüm dünyayı karşıma almaya hazırım. Savaşmaya gücüm var biliyorum. Terleyen ellerimden tutmasa da olur, yanımda olsun yeter istiyorum. Umutluyum.

    Savaşıyorum. Kavga ediyorum. Dostumu arkamda bırakıp Fethiye'ye yanına gidiyorum. Görüyorum. Bir zamanlar aşık olduğum o yer artık Cehennem. Gece, artık evine, özüne dönmüş. Fark ediyorum.

    Acıyı hafifletebilmek için kendime fiziksel acılar çektiriyorum. Her gün ağlıyorum. Arkadaşlarım benim için çok endişeleniyor. Aklımdan çıkmıyor, sabahın beşinde rüyalarıma giriyor, soluk soluğa uyanıp kan ter içinde sigaramı yakıyorum. Saçlarım dökülüyor, 1 ayda 7 kilo veriyor, işimden kovuluyorum. Ailemle kavga ediyor yalnız kalıyorum. Ehliyetimi kaptırıp alkolik biri oluyorum. Ama hala gücüm var. Biliyorum.

    Geceyi görüyorum. Elinde tutuyor kalbini. Artık benim değil, hissediyorum. Aslında hiç benim olmamış, öyle söylüyor. Her sokağında huzur bulduğum İstanbul'da görüyorum geceyi. Başkasını seviyor. İstanbul artık huzur bulduğum şehirden çıkıp bir çöle dönüyor adeta. Söylemeye yetmemiş yüreği ne yazık. Bildiğim bir ihanetti. Kabul ediyorum.

    Gün doğuyor. Ezberimdeki tüm şiirleri unutuyorum. Yıldızlara bakmıyorum, denizi sevmiyorum. Bir zamanlar yaşamayı düşündüğüm Fethiye'yi çıkarıyorum hayatımdan. Adana lanetli bir şehir bundan sonra. Yalıkavak yollarında açan çiçekler solmuş, heykeller yıkılmış, o eşsiz manzarasını kaybetmiş artık. Bir Gece uğruna, şehirler, çiçekler, heykeller, şiirler bedel ödemiş anlaşılan. Duyguların bana verdiği güçsüzlüğü bir kez daha hissediyorum damarlarımda. İçimdeki közü eriteceğim günü bekliyorum. Sabırlıyım.

    Özüme dönüyorum. Bir zamanlar inanmadığım sahte sevgiyi, Gecenin bana verdiği dersle bir kez daha hatim ediyorum. Uzaklaşıp yoluma bakıyorum. Artık nefrete, öfkeye, kine sevgiden daha fazla önem veriyorum. Sahtesi olmayan duyguların tümünü yüreğimde tutup, özü İhanet olan duygulardan kurtuluyorum. Eros'un kör olduğunu görüyorum. Sağa sola rastgele attığı okları yerden topluyor bir hançer gibi göğsünde delik açıyorum. Son sözleri çınlıyor kulaklarımda; "Ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç". Ardından beni kahkaha atarak izleyen Şeytana dönüyorum. Bilgeliğini kabul edip, sözlerine biat ediyorum. Sevginin var olduğuna artık inanmıyorum. Vazgeçiyorum.

    

Yorumlar

Yorum Gönder

Aramızda kalsın ama...

Bu blogdaki popüler yayınlar

SESSİZ BİR REDDEDİŞ/ÖFKE

''Dile kolay seni unuttum demek. Dile kolay gelir, yüreğime zor. Kolay ama gülü kuruttum demek, Kuru gülün kokusunu bana sor. Gönül defterinde saklasam olmaz. Dönüp dönüp her gün bakmasam olmaz, Yüreğim elvermez, koklasam olmaz. Kuru gülün kokusunu bana sor. ''      Sağ arka cebimde biriktirdiğim umut tanelerini kontrol etmek isterken, cebimin delindiğini fark ediyorum.  Yine elimi yüzüme bulaştırıyorum. Gecenin üçünde ormanlık bir yolda, arabanın farlarını kapatıp hızla yol alıyorum. Camları indirip, buz gibi havada cayır cayır yanıyorum. Zifiri karanlıkta önümü görmeden ilerleyip, cesaretin ve korkunun tadını dibine kadar alıyorum. Hiçbir şeyin yolunda gitmeyişine, her şeyin mahvolup düzelmeyişine bir kadeh daha. Bir viski şişesi daha kırıyorum. Bu kez ruhani acıyı fiziksele dönüştüremiyorum. Biraz kafa dağıtmalıyım bu gece. Sevdiklerime öfke kusarken, yalnız kaldığımda melankolik şarkılarla kahkahalar atıp, dans ediyorum. Delirmedim henüz, olmak istemediğim yerdey...

YOSUN YEŞİLİ

“ Yosun yeşili gözlerin inadına,  Toprakta tohum gibi saklayacağım seni sevdiğimi. Kimseler bilmeyecek. İlk kadehten son kadehe çıktığım yolculukta b enimle olduğunu, Kadehler boşaldıkça gözlerimin dolduğunu, Kimseler görmeyecek. Kış eksi yirmilerde aşkınla yandığımı, Anılar diye diye hep seni andığımı, Kimseler duymayacak. Bir gün, yalnız sen duyacaksın. Sana bile söylenmemiş, senin için saklanmış sevda sözlerini. Bir gün, yalnız sen duyacaksın bir gülün kokusunda sevdamı. Sen göreceksin, Sen bileceksin, Hissedeceksin. Bir gün yolun sonunda, saatler durduğunda. ”      Günün birinde sağ elimin, serçe parmağının dışa bakan kısmında ufak bir leke çıktı. Başta benim için hayli önemsizdi. Umursamadım, geçer diye düşünmüştüm her zamanki gibi. 'Hallederim' diyip henüz halledemediğim düşüncelerimin bulunduğu rafa koydum daha fazla düşünmemek için. Ancak leke zamanla büyümeye başladı. Önce elimi, sonra dirseğimi ve ardından sağ kolumun tamamını kaplamıştı. Sanki anestezi yap...

DESTİNA

"Kuş uçtukça genişliyor gökyüzü" demişti Rilke. Belki hayat da yaşadıkça. Böyle şeyler düşün. Delirme. Kimse duymaz çünkü bu gürültüde. Pelerinli bir gladyatör çizdim önümdeki boş kağıt parçasına, Gülden yapılmış bir de kılıç verdim ona. Harbe çıkıyor, yıkıyor mavi duvarlı evleri. Asıp biçiyor ama kesemiyor kırmızı gülleri. Sürekli öldürüyor birilerini. Resmediyor ölümü sanki. Öldürdükçe, pastel kokuyor evimin içi. Ah şu kurdukları kafasında, Vasiyetim say Destina. Beyazlar giydirtecek günün birinde bana. Ahşap kutu içinde taşısın beni sevmediklerim. İnadına, durmadan tepineceğim omuzlarında. Suyla yazılmış şiirler okuyacağım onlara, kulaklarında çınlasın. Rüyalarına gireceğim, ödleri patlasın. Hemdem gelirse eğer, hepsine bol şerbetli tulumba! Haa, Yosun'da gelirse şayet, "Defol!" deyin ona. Vasiyetim say Destina. Katiller giremesin bu kutlamaya. Diktiğim incir ağacına siyah eşarplar bağladım. Dallarını kırdım, kökünü kazıdım uyuz bir köpek gibi. Aç kaldı kuşla...

YEDİ KİŞİLİK ENKAZ: TANIŞMA GÜNÜ

Bu Enkazın altında bi yerlerde kendini bulabilirsin. İçinde attığın çığlıkları dile getiremediğin için üzgünüm.  Korkma, ben yanındayım. - MEDUSA -    Henüz çok gencim ama bir çok insanın yaşamaktan korktuğu çoğu şeyi yaşadım. Evli birine aşık oldum mesela.  Bunu öğrendiğimde intikam ve içimdeki nefreti kusmak için çok çabaladım. Karşımda ağlarken duygusuzca onu izledim, hatta aldattım. Bana yaşattığı acıyı yaşatmaya çalıştım. Affedemedim. Yalnız kaldım. Hiç sevmediği karısından onu uzaklaştırdım. Ailesine mâl oldu ama benimle olmayı kabul etti. Bana inandı ve dayandı. O tam bir savaşçı. Elimden tuttu. Utandığım zamanlar oldu ama asla pişmanlık yaşamadım. Başlangıçta kin beslediğim adama zamanla aşık oldum. Bilmiyorum, belki de onunla olmanın imkansızlığı cezbetti beni. Onun canını yakmak isterken her gün biraz daha yaklaştım. Merhameti dışında sevilir bir yanı yoktu aslında bu adamın. Kumarbaz, alkolik, yalancı herifin tekiydi fikrimce. Onunla olmanın bana acıdan ba...