Ana içeriğe atla

DÜNYA


''Duydum bana sevgin dünya kadarmış.
Anladım dünyanın dar olduğunu.
Gel, yalanlar söyle. Seni sevdim de.
Gidiyor olsan da sana geldim de.
Doğruyu söyleme günün birinde.
Söyleme, ellere yar olduğunu.''

    Bir insanla, iki kez tanışabilirsiniz. İlk tanıştığınızda, ruhunuzun eksik olan eşsiz parçasıymış gibi hissedip, hayatınızın tam merkezine koyabilirsiniz. Tüm Dünyanızı önüne serebilir, tam istediği gibi bir insan olabilirsiniz, en azından bunun için bütün gücünüzle çabalayabilirsiniz. Karşınıza her şeyi, herkesi, kendinizi bile alıp savaşabilirsiniz. Bir insanla, iki kez tanışabilirsiniz.

    Bir insanla iki kez tanışabilirsiniz AMA aradığınız kişiyi bulamayabilirsiniz. Eski kokusu yoktur belki. Sevişi, sevişmeleri, korktuğunuzda "Ben buradayım" deyişleri sıcak değildir artık. Gülüşündeki masumluk, gözlerinin içindeki gizem kaybolmuştur. "Seni, kimse benim kadar çok sevmeyecek" dediğiniz insanı, aynı insanda bulamazsınız her zaman. Ben bulamadım. Çünkü aynı toprakta bir kez açarmış Gül. Öyle ki, her şeyi affedebilirim gibi gelmişti bana. Taşı sulayıp, gül fidesinin yeşermesini bekleyebilirdim, seni ikinci kez tanımasaydım eğer. Bedenime, sağlığıma, geleceğimin önüne bıraktığın iğrenç damgalı yükü bile kabullenebilirdim. Her seferinde söylediğin yalanları yine duymazdan gelip, gece gizlice kalkıp gidişlerini, bana yükmüşüm gibi hissettirişlerini omuzlayabilirdim, halledebilirdim. Derin uykularımı bölüşlerini, gözlerimin ağlamaktan kan akıttığı gecelerde duyduğum kahkahalarını sineye çekebilirdim. Fark etmek istemedin. Ben, bana ait olan tüm Dünyamı sunmuştum önüne, çok iyi biliyorsun bunu, ne olursun inkar etme artık. Çok iyi biliyordun seni nasıl sevdiğimi, elini sımsıkı tuttuğumu, gözlerinin içine bakarken gözlerimin nasıl güldüğünü biliyordun. Kabullen artık, inkar etme. Elimden ne kadarı geldiyse koymuştum ortaya, benim ederim bu kadardı, görmek istemedin. Elimin yetiştiği yere kadar uzandım sana, uzatamadın ellerini. Senin için verdiğim savaşta, karşımda durup her defasında canımı yaktın, yetmedi alay ettin. Bi başkasının, Dünyam diye gösterdiği Küçücük Dağlara aşık olacağından haberim yoktu. Seninle ikinci kez tanışmamalıydık biz. Bilemezdim eski seni bulamayacağımı. Hiç öfkeli değilim sana şimdi. Kızgınlığım dindi, sevgim bitti. Beni güzel an istiyorum sadece. "Evet, yalanlar söyledim, dalga geçtim, kullandım, eğlendim ama bu çocuk beni harbiden çok sevmişti be oğlum!" de arkamdan. Benden vazgeçtiğinde nasıl da öfke doluydum, canımın acısı yüzümden okunuyordu. Ama tanıştığımız yerde yine oturup düşündüğümde, değirmenlerdeki çalılıkların yanında, elimde birayla fark ettim haklı olduğunu. Doğru karar verdiğini anladım o gece. Ben takıntıları olan, hastalıklı bir adam olabilirim. Ama asla yüreksiz biri değilim. Sana verdiğim sözlerin, kurduğum hayallerin hepsi doğruydu, kalbimden geçenlerdi. Ama böyle şeyler karşılıklı olduğunda Dünyası olurmuş insanlar birbirlerinin. Benim Dünyam sana biraz küçük kaldı, anlıyorum. Zerre pişmanlığım yok seninle tanıştığım için. Yüreğimi taşımakta zorlandığım günlerde girdin benim hayatıma, yalnız bırakmadın. Şimdi bi başkasını sevip, Ona sevdiğini söylediğin için çok mutluyum hatta...

    Bir insanla, iki kez tanışabilirsiniz. Geceyle öğrendim bunları. Bir kemik aynı yerden iki kez kırılmazmış. Mezara konulan Gül, ölüyü diriltmezmiş. Her an gidecekmişim gibi oturduğum kapının pervazından kalkıyorum şimdi. Çünkü Can Yücel, kulağıma sessizce şöyle  fısıldadı:

"Bir defa öldün ya zamanında?
  Bir daha ölemezsin."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İHANET

        Bodrumun en işlek sokaklarında kendi halimde yürüyorum. Her zaman uğradığım tekelden bir bira alıp yoluma devam ediyorum. Barlar sokağının denize açılan dar caddelerinde, sahil kenarında, sıcacık kumların üzerinde bir yer bulup oturuyorum. Dalgaların kumsala vuruşunu izliyorum. Elimde içkimi yudumluyorum. Huzurluyum.     Yanıma biri geliyor, Geceden doğmuş belli. Her yanında acı var, gözlerinden okunuyor. Oturuyor sessizce. Kendini anlatmaya başlıyor. Bana acı vereceğini farkındayım ama kabul ediyorum.  Korkuyorum .      Gökteki sayısız yıldız içinden bir tanesini seçip bu bizim diyor. Yavaşça heyecandan terleyen ellerimi tutuyor. Sokakta bulduğu kırık bi gülü bana getiriyor. Gözlerinden uyku akıyor gecenin ama gitmiyor. Benimle kalıyor. Ben denize, Gece bana bakıyor. Anlayamıyorum .     Bir kulübe gidiyoruz. Kulüp tıklım tıklım. Arkadaşlarıyla dans ediyor. Gözlerimi ayıramıyorum Geceden.  Arkadaş...

YOSUN YEŞİLİ

“ Yosun yeşili gözlerin inadına,  Toprakta tohum gibi saklayacağım seni sevdiğimi. Kimseler bilmeyecek. İlk kadehten son kadehe çıktığım yolculukta b enimle olduğunu, Kadehler boşaldıkça gözlerimin dolduğunu, Kimseler görmeyecek. Kış eksi yirmilerde aşkınla yandığımı, Anılar diye diye hep seni andığımı, Kimseler duymayacak. Bir gün, yalnız sen duyacaksın. Sana bile söylenmemiş, senin için saklanmış sevda sözlerini. Bir gün, yalnız sen duyacaksın bir gülün kokusunda sevdamı. Sen göreceksin, Sen bileceksin, Hissedeceksin. Bir gün yolun sonunda, saatler durduğunda. ”      Günün birinde sağ elimin, serçe parmağının dışa bakan kısmında ufak bir leke çıktı. Başta benim için hayli önemsizdi. Umursamadım, geçer diye düşünmüştüm her zamanki gibi. 'Hallederim' diyip henüz halledemediğim düşüncelerimin bulunduğu rafa koydum daha fazla düşünmemek için. Ancak leke zamanla büyümeye başladı. Önce elimi, sonra dirseğimi ve ardından sağ kolumun tamamını kaplamıştı. Sanki anestezi yap...

SESSİZ BİR REDDEDİŞ/ÖFKE

''Dile kolay seni unuttum demek. Dile kolay gelir, yüreğime zor. Kolay ama gülü kuruttum demek, Kuru gülün kokusunu bana sor. Gönül defterinde saklasam olmaz. Dönüp dönüp her gün bakmasam olmaz, Yüreğim elvermez, koklasam olmaz. Kuru gülün kokusunu bana sor. ''      Sağ arka cebimde biriktirdiğim umut tanelerini kontrol etmek isterken, cebimin delindiğini fark ediyorum.  Yine elimi yüzüme bulaştırıyorum. Gecenin üçünde ormanlık bir yolda, arabanın farlarını kapatıp hızla yol alıyorum. Camları indirip, buz gibi havada cayır cayır yanıyorum. Zifiri karanlıkta önümü görmeden ilerleyip, cesaretin ve korkunun tadını dibine kadar alıyorum. Hiçbir şeyin yolunda gitmeyişine, her şeyin mahvolup düzelmeyişine bir kadeh daha. Bir viski şişesi daha kırıyorum. Bu kez ruhani acıyı fiziksele dönüştüremiyorum. Biraz kafa dağıtmalıyım bu gece. Sevdiklerime öfke kusarken, yalnız kaldığımda melankolik şarkılarla kahkahalar atıp, dans ediyorum. Delirmedim henüz, olmak istemediğim yerdey...

SENDEN KAÇIYORUM

"Akşam güneşine, çok yakışırdı yüzün" Bi deniz vardı evimin karşısında, Koca, Yeşil gözleri olan. Evim! derdim O’na. Bir bakıp, bir duman tüttürürdüm. Tek oturduğum çok kişilik masamda, Bir rakı kadehim, O'nun için hep fazla. Sözde, sizden kaçıyorum. Aptal aptal güldüm bir de buna.   Öfkem, dört nala koşardı peşimden sonra. Gecenin bir vakti, Denize sürüklerdi beni. Bırakmazdı, döverdi. Savururdu sıska kollarında. Sözde, sizden kaçıyorum. Öfkemi, iki bardakta denize boşaltınca.   Ben ve bu küreksiz mürettebatımla, Açılırdık bilmediğimiz göğe, Yelkenler Sahra! Bu kadar kolay harcamazdım hayallerimi, Aslında, bırakmazdım nadasa. Sözde, sizden kaçıyorum. Yırtık yelkenim ve Yosun tutmuş sandalımla.   Gömleğimin düğmelerini yine yanlış iliklemişim. Böyle mi olurdu, olsaydı Sultan yanımda. Şimdi ben, 26 yaşımda, Bi Kaktüs ağacının başında, Kapıma dayanıp, zili çaldığınızda, Korkmazdım. Sözde, sizden kaçıyorum. Işıklarım açık ama, evde yokum aslında.   Sultan’ı bir gün aram...

DESTİNA

"Kuş uçtukça genişliyor gökyüzü" demişti Rilke. Belki hayat da yaşadıkça. Böyle şeyler düşün. Delirme. Kimse duymaz çünkü bu gürültüde. Pelerinli bir gladyatör çizdim önümdeki boş kağıt parçasına, Gülden yapılmış bir de kılıç verdim ona. Harbe çıkıyor, yıkıyor mavi duvarlı evleri. Asıp biçiyor ama kesemiyor kırmızı gülleri. Sürekli öldürüyor birilerini. Resmediyor ölümü sanki. Öldürdükçe, pastel kokuyor evimin içi. Ah şu kurdukları kafasında, Vasiyetim say Destina. Beyazlar giydirtecek günün birinde bana. Ahşap kutu içinde taşısın beni sevmediklerim. İnadına, durmadan tepineceğim omuzlarında. Suyla yazılmış şiirler okuyacağım onlara, kulaklarında çınlasın. Rüyalarına gireceğim, ödleri patlasın. Hemdem gelirse eğer, hepsine bol şerbetli tulumba! Haa, Yosun'da gelirse şayet, "Defol!" deyin ona. Vasiyetim say Destina. Katiller giremesin bu kutlamaya. Diktiğim incir ağacına siyah eşarplar bağladım. Dallarını kırdım, kökünü kazıdım uyuz bir köpek gibi. Aç kaldı kuşla...