Ana içeriğe atla

ZEYD DER Kİ II



''Dolarsa gözlerin bir gün sevinçten ya da hüzünden,
Maskeni çıkar yüzünden.
Dünyanı, dünyalara kapamaya çalışma.
Dur deme göz yaşına, bekleme boşuna.
Gözyaşı durmaz, durmaz akar gider doğduğu yere.''

    Canı ne zaman sıkılsa, eline aldığı bir kurşun kalem bir de çizgisiz defteriyle bir şeyler karalardı. O karaladıkça, içi beyazlardı. Daha yirmilerinde, gülmesi gereken yaşlarda, ölümü düşünürdü. İnsanlar onun duygularını öldürdüğünü zannederken O, Aşkın bile dibini sıyıranlardandı. Çünkü O, artık Aşkın her şeyi affedeceğini değil, her şeyi fethedebileceğini öğrenmişti...

    ''Hayatımdan çalınanlardan, koparılıp alınanlardan geriye ne kaldıysa, onlarda şimdi sonbaharın estirdiği küçük bir meltemin kanatlarında uzaklara bir daha geri dönmemek üzere gidiyorlar. 

      Yüzlerinde acının bıraktığı burukluk, huzura kavuşmanın verdiği tebessüm. Hayallerimin eceli koca bir fırtına ya da büyük zelzelelerden olacağını düşünürdüm hep. Öyle ya, koskoca bir dağı anca büyük bir deprem yerle bir eder. Ne yazık son nefesini küçük bir melteme saklaması. Şimdi istediği kadar yağabilir yağmurlar, şimşekler yarabilir gökyüzünü dilediğince. Üzerime kar düşebilir, elime diken batabilir. Ne ağlamaya ne de serzenişe mecalim yok. Kirpiklerimde hissedebiliyorum yorgunluğumu. Bir kırpış, bin asır gibi hissettiriyor. Saçlarımda aklar yok belki ama ruhumda ölümün o soğuk derin beyazlığı. 

  Sizin olsun sevinçleriniz, kahkahalarınız. Kuruyup çoraklaşmış dudaklarım aramıyor yalancı tebessümleri. Artık takvim yaprakları gibi birer birer eskimesi hayatın...''

- B

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İHANET

        Bodrumun en işlek sokaklarında kendi halimde yürüyorum. Her zaman uğradığım tekelden bir bira alıp yoluma devam ediyorum. Barlar sokağının denize açılan dar caddelerinde, sahil kenarında, sıcacık kumların üzerinde bir yer bulup oturuyorum. Dalgaların kumsala vuruşunu izliyorum. Elimde içkimi yudumluyorum. Huzurluyum.     Yanıma biri geliyor, Geceden doğmuş belli. Her yanında acı var, gözlerinden okunuyor. Oturuyor sessizce. Kendini anlatmaya başlıyor. Bana acı vereceğini farkındayım ama kabul ediyorum.  Korkuyorum .      Gökteki sayısız yıldız içinden bir tanesini seçip bu bizim diyor. Yavaşça heyecandan terleyen ellerimi tutuyor. Sokakta bulduğu kırık bi gülü bana getiriyor. Gözlerinden uyku akıyor gecenin ama gitmiyor. Benimle kalıyor. Ben denize, Gece bana bakıyor. Anlayamıyorum .     Bir kulübe gidiyoruz. Kulüp tıklım tıklım. Arkadaşlarıyla dans ediyor. Gözlerimi ayıramıyorum Geceden.  Arkadaş...

YOSUN YEŞİLİ

“ Yosun yeşili gözlerin inadına,  Toprakta tohum gibi saklayacağım seni sevdiğimi. Kimseler bilmeyecek. İlk kadehten son kadehe çıktığım yolculukta b enimle olduğunu, Kadehler boşaldıkça gözlerimin dolduğunu, Kimseler görmeyecek. Kış eksi yirmilerde aşkınla yandığımı, Anılar diye diye hep seni andığımı, Kimseler duymayacak. Bir gün, yalnız sen duyacaksın. Sana bile söylenmemiş, senin için saklanmış sevda sözlerini. Bir gün, yalnız sen duyacaksın bir gülün kokusunda sevdamı. Sen göreceksin, Sen bileceksin, Hissedeceksin. Bir gün yolun sonunda, saatler durduğunda. ”      Günün birinde sağ elimin, serçe parmağının dışa bakan kısmında ufak bir leke çıktı. Başta benim için hayli önemsizdi. Umursamadım, geçer diye düşünmüştüm her zamanki gibi. 'Hallederim' diyip henüz halledemediğim düşüncelerimin bulunduğu rafa koydum daha fazla düşünmemek için. Ancak leke zamanla büyümeye başladı. Önce elimi, sonra dirseğimi ve ardından sağ kolumun tamamını kaplamıştı. Sanki anestezi yap...

SESSİZ BİR REDDEDİŞ/ÖFKE

''Dile kolay seni unuttum demek. Dile kolay gelir, yüreğime zor. Kolay ama gülü kuruttum demek, Kuru gülün kokusunu bana sor. Gönül defterinde saklasam olmaz. Dönüp dönüp her gün bakmasam olmaz, Yüreğim elvermez, koklasam olmaz. Kuru gülün kokusunu bana sor. ''      Sağ arka cebimde biriktirdiğim umut tanelerini kontrol etmek isterken, cebimin delindiğini fark ediyorum.  Yine elimi yüzüme bulaştırıyorum. Gecenin üçünde ormanlık bir yolda, arabanın farlarını kapatıp hızla yol alıyorum. Camları indirip, buz gibi havada cayır cayır yanıyorum. Zifiri karanlıkta önümü görmeden ilerleyip, cesaretin ve korkunun tadını dibine kadar alıyorum. Hiçbir şeyin yolunda gitmeyişine, her şeyin mahvolup düzelmeyişine bir kadeh daha. Bir viski şişesi daha kırıyorum. Bu kez ruhani acıyı fiziksele dönüştüremiyorum. Biraz kafa dağıtmalıyım bu gece. Sevdiklerime öfke kusarken, yalnız kaldığımda melankolik şarkılarla kahkahalar atıp, dans ediyorum. Delirmedim henüz, olmak istemediğim yerdey...

SENDEN KAÇIYORUM

"Akşam güneşine, çok yakışırdı yüzün" Bi deniz vardı evimin karşısında, Koca, Yeşil gözleri olan. Evim! derdim O’na. Bir bakıp, bir duman tüttürürdüm. Tek oturduğum çok kişilik masamda, Bir rakı kadehim, O'nun için hep fazla. Sözde, sizden kaçıyorum. Aptal aptal güldüm bir de buna.   Öfkem, dört nala koşardı peşimden sonra. Gecenin bir vakti, Denize sürüklerdi beni. Bırakmazdı, döverdi. Savururdu sıska kollarında. Sözde, sizden kaçıyorum. Öfkemi, iki bardakta denize boşaltınca.   Ben ve bu küreksiz mürettebatımla, Açılırdık bilmediğimiz göğe, Yelkenler Sahra! Bu kadar kolay harcamazdım hayallerimi, Aslında, bırakmazdım nadasa. Sözde, sizden kaçıyorum. Yırtık yelkenim ve Yosun tutmuş sandalımla.   Gömleğimin düğmelerini yine yanlış iliklemişim. Böyle mi olurdu, olsaydı Sultan yanımda. Şimdi ben, 26 yaşımda, Bi Kaktüs ağacının başında, Kapıma dayanıp, zili çaldığınızda, Korkmazdım. Sözde, sizden kaçıyorum. Işıklarım açık ama, evde yokum aslında.   Sultan’ı bir gün aram...

DESTİNA

"Kuş uçtukça genişliyor gökyüzü" demişti Rilke. Belki hayat da yaşadıkça. Böyle şeyler düşün. Delirme. Kimse duymaz çünkü bu gürültüde. Pelerinli bir gladyatör çizdim önümdeki boş kağıt parçasına, Gülden yapılmış bir de kılıç verdim ona. Harbe çıkıyor, yıkıyor mavi duvarlı evleri. Asıp biçiyor ama kesemiyor kırmızı gülleri. Sürekli öldürüyor birilerini. Resmediyor ölümü sanki. Öldürdükçe, pastel kokuyor evimin içi. Ah şu kurdukları kafasında, Vasiyetim say Destina. Beyazlar giydirtecek günün birinde bana. Ahşap kutu içinde taşısın beni sevmediklerim. İnadına, durmadan tepineceğim omuzlarında. Suyla yazılmış şiirler okuyacağım onlara, kulaklarında çınlasın. Rüyalarına gireceğim, ödleri patlasın. Hemdem gelirse eğer, hepsine bol şerbetli tulumba! Haa, Yosun'da gelirse şayet, "Defol!" deyin ona. Vasiyetim say Destina. Katiller giremesin bu kutlamaya. Diktiğim incir ağacına siyah eşarplar bağladım. Dallarını kırdım, kökünü kazıdım uyuz bir köpek gibi. Aç kaldı kuşla...