Ana içeriğe atla

YANGIN (76'YA İLK ADIM)


Merhem işe yaramadı sanırım, oturdum düşünüyorum.  
Kollarınla sar beni, hâla Üşüyorum.

    Bir odaya kilitledim kendimi. Dört köşesinde mumlar yanıyor ama zifiri karanlık burası. Kısık sesle bir şarkı çalıyor, sanki bana bir şeyler fısıldıyor ama duymakta zorlanıyorum. Ensemde ölümün nefesini hissedebiliyorum. Hiç bu kadar yakın olmamıştık. Öylesine korkuyorum ki, boğazım düğümleniyor, nefessiz kalıyorum dumanların arasında. Dışarısı Kuzey Kutbu, içerisi Sahra Çölünde yangın yeri adeta. Üşüyorum ama çokta sıcak bu oda. Sanki kollarım, göğüs kafesim yanıyor ve ben bir mum gibi eriyorum ömrümün ortasında. Yalnız da değilim oysa, ama ne bir dal sigara alabildim yanıma, ne bir kadeh rakı, ne de rakıma dost getirebildim. Burda olduğumu, bilhassa kanım bilsin istemedim. Belki üzülür de gözlerinden yaş süzülür diye gizledim kaldığım odayı onlardan. Kim bilir belki utancımdan, belki de aptal günahlarımdan...

    Saçlarımı kestim yine bir kış mevsiminde, bir de is kokan sakallarımı. Yakınımda duran O korkuluğu kovdum. Kovdum O'nu yanımdan, belli ki hiç olmamış yakınımda. Yaralarımı gizledim daha fazla acımasınlar bana diye. Bi pansumana sardım bedenimin her yerini ama alnımın ortasındaki lekeyi kapatamadım. Her gün, her gece uykularımdan uyandım. Uyandım ve yeniden yandım. Alevlerin ortasında kaldım. Yanarken sürünen insanları gördüm, kulağımda çınlayan çığlık seslerini duydum, sabun gibi eriyen tenimi izledim. Ve  yeniden yüzdüm derimi, kan akıttım iyileşsin diye her defasında. Karanlık bi odada, kendimle bile konuşamadığım sessiz kaldığım zamanlar, hepsi aklımda, hepsi hatıramda. Sabahın beşinde, vücudumu delik deşik eden, kanımı emen mavi önlüklü sineklerle uyandım. Bana iyi geleceklerini söylerken, beni çırılçıplak soyup acıyan her yerimi deştiler. Ellerinde neşterlerle derimi kazıdılar, canımı yakıp ağzımı kapattılar. Sonra, bu dayanamadığım acı için bir Merhem diledim Tanrıdan. Gönderdi hemen penceremin önüne. O geldiğinde, en sevdiği oyuncağıyla buluşmuş bir çocuk gibi hissederdim hep. Her gece uğrardı. Alnıma ufak bi öpücük kondurur, yasakta olsa bi sigara yakardı. Saçlarımı tarar, suyumu içirir, yemeğimi yedirirdi. Hikayeler anlatır, kahkahalar atardı korkmayayım diye. Kafamın içindeki en kötü düşüncelerin nakliyecisiydi sesinin her tonu. Ancak, kesildi sesi eşi geldiği günden beri, kafesine girdi herhalde. Olsun. Varlığı da, yokluğu da bir mucize...

    Bugün yirmibirinci gün. Öyle özledim ki gökyüzünü. Nefesimi kesen bu dört duvardan kurtulacağım artık. Dışarı çıkacağım ama her yerde kararmış bulutlar var. Üzerimde de beyaz gömleğim, yaralarımı gizliyor. Yağmur yağıyor bardaktan boşalırcasına. Islanan saçlarım gözümün önüne gelmiyor artık. Sahiden kim kesmişti saçlarımı? Ben mi kısalttım yoksa bi odanın tuvaletinde? Ya kirpiklerim, onlara ne oldu da yağmur damlası birikip gözümü buğulandırmaz artık. Gözümden akan yaşlar niye alev gibi sıcak? Sırtımda, gömleğimi kirleten bu kan lekesi nedir? Kollarımdaki bu yanık izleri? Böyle mi gizleyecektim kusurları? Döndüm baktım kaldığım odanın penceresine, belki merhem uğrar diye. Anladım ki burası bir hastaneymiş, bende içindeki kurban. Bu adım attığım kentteyse herkes yabancı. Benim mesken tuttuğum yerler değil buralar.

    Bi banka oturup, paketimdeki son sigarayı dudaklarımın arasına aldım. İnsan, bi kibriti yakmaktan neden korkardı? Oysa sigara Begonvil kokuyordu, Bodrum kokuyordu. Sağ kolumu kullanamıyordum ama canım da acımıyordu. Ancak ateşi yakamayışımın sebebi bu değildi... Biraz zaman geçtikten sonra İzmir'in hiç bilmediğim sokaklarında, 57 kiloya düşmüş cılız bedenimle henüz gelememişken zihnim bile yerine, bir tramvayda ellerimde iki ufak çantayla savrulurken buluyorum kendimi. Yanıma gelmeye kiminin vakti yoktu, kimininse yüreği. Yine büyüttüler beni. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı, burası beni kabul eden doğru evren değildi. Yine kursağımda kalmıştı yaşama hevesi. Çünkü ensemde hissediyorum hâla nefesini, ellerimde kaldı izleri...

    Su çıkmayan bir kuyuda, lâl olmuş bir çocuğun acı geçmişinin gözler önüne serilip durmasının verdiği elemi nasıl açıklayabilirim size?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İHANET

        Bodrumun en işlek sokaklarında kendi halimde yürüyorum. Her zaman uğradığım tekelden bir bira alıp yoluma devam ediyorum. Barlar sokağının denize açılan dar caddelerinde, sahil kenarında, sıcacık kumların üzerinde bir yer bulup oturuyorum. Dalgaların kumsala vuruşunu izliyorum. Elimde içkimi yudumluyorum. Huzurluyum.     Yanıma biri geliyor, Geceden doğmuş belli. Her yanında acı var, gözlerinden okunuyor. Oturuyor sessizce. Kendini anlatmaya başlıyor. Bana acı vereceğini farkındayım ama kabul ediyorum.  Korkuyorum .      Gökteki sayısız yıldız içinden bir tanesini seçip bu bizim diyor. Yavaşça heyecandan terleyen ellerimi tutuyor. Sokakta bulduğu kırık bi gülü bana getiriyor. Gözlerinden uyku akıyor gecenin ama gitmiyor. Benimle kalıyor. Ben denize, Gece bana bakıyor. Anlayamıyorum .     Bir kulübe gidiyoruz. Kulüp tıklım tıklım. Arkadaşlarıyla dans ediyor. Gözlerimi ayıramıyorum Geceden.  Arkadaş...

SESSİZ BİR REDDEDİŞ/ÖFKE

''Dile kolay seni unuttum demek. Dile kolay gelir, yüreğime zor. Kolay ama gülü kuruttum demek, Kuru gülün kokusunu bana sor. Gönül defterinde saklasam olmaz. Dönüp dönüp her gün bakmasam olmaz, Yüreğim elvermez, koklasam olmaz. Kuru gülün kokusunu bana sor. ''      Sağ arka cebimde biriktirdiğim umut tanelerini kontrol etmek isterken, cebimin delindiğini fark ediyorum.  Yine elimi yüzüme bulaştırıyorum. Gecenin üçünde ormanlık bir yolda, arabanın farlarını kapatıp hızla yol alıyorum. Camları indirip, buz gibi havada cayır cayır yanıyorum. Zifiri karanlıkta önümü görmeden ilerleyip, cesaretin ve korkunun tadını dibine kadar alıyorum. Hiçbir şeyin yolunda gitmeyişine, her şeyin mahvolup düzelmeyişine bir kadeh daha. Bir viski şişesi daha kırıyorum. Bu kez ruhani acıyı fiziksele dönüştüremiyorum. Biraz kafa dağıtmalıyım bu gece. Sevdiklerime öfke kusarken, yalnız kaldığımda melankolik şarkılarla kahkahalar atıp, dans ediyorum. Delirmedim henüz, olmak istemediğim yerdey...

YOSUN YEŞİLİ

“ Yosun yeşili gözlerin inadına,  Toprakta tohum gibi saklayacağım seni sevdiğimi. Kimseler bilmeyecek. İlk kadehten son kadehe çıktığım yolculukta b enimle olduğunu, Kadehler boşaldıkça gözlerimin dolduğunu, Kimseler görmeyecek. Kış eksi yirmilerde aşkınla yandığımı, Anılar diye diye hep seni andığımı, Kimseler duymayacak. Bir gün, yalnız sen duyacaksın. Sana bile söylenmemiş, senin için saklanmış sevda sözlerini. Bir gün, yalnız sen duyacaksın bir gülün kokusunda sevdamı. Sen göreceksin, Sen bileceksin, Hissedeceksin. Bir gün yolun sonunda, saatler durduğunda. ”      Günün birinde sağ elimin, serçe parmağının dışa bakan kısmında ufak bir leke çıktı. Başta benim için hayli önemsizdi. Umursamadım, geçer diye düşünmüştüm her zamanki gibi. 'Hallederim' diyip henüz halledemediğim düşüncelerimin bulunduğu rafa koydum daha fazla düşünmemek için. Ancak leke zamanla büyümeye başladı. Önce elimi, sonra dirseğimi ve ardından sağ kolumun tamamını kaplamıştı. Sanki anestezi yap...

DESTİNA

"Kuş uçtukça genişliyor gökyüzü" demişti Rilke. Belki hayat da yaşadıkça. Böyle şeyler düşün. Delirme. Kimse duymaz çünkü bu gürültüde. Pelerinli bir gladyatör çizdim önümdeki boş kağıt parçasına, Gülden yapılmış bir de kılıç verdim ona. Harbe çıkıyor, yıkıyor mavi duvarlı evleri. Asıp biçiyor ama kesemiyor kırmızı gülleri. Sürekli öldürüyor birilerini. Resmediyor ölümü sanki. Öldürdükçe, pastel kokuyor evimin içi. Ah şu kurdukları kafasında, Vasiyetim say Destina. Beyazlar giydirtecek günün birinde bana. Ahşap kutu içinde taşısın beni sevmediklerim. İnadına, durmadan tepineceğim omuzlarında. Suyla yazılmış şiirler okuyacağım onlara, kulaklarında çınlasın. Rüyalarına gireceğim, ödleri patlasın. Hemdem gelirse eğer, hepsine bol şerbetli tulumba! Haa, Yosun'da gelirse şayet, "Defol!" deyin ona. Vasiyetim say Destina. Katiller giremesin bu kutlamaya. Diktiğim incir ağacına siyah eşarplar bağladım. Dallarını kırdım, kökünü kazıdım uyuz bir köpek gibi. Aç kaldı kuşla...

YEDİ KİŞİLİK ENKAZ: TANIŞMA GÜNÜ

Bu Enkazın altında bi yerlerde kendini bulabilirsin. İçinde attığın çığlıkları dile getiremediğin için üzgünüm.  Korkma, ben yanındayım. - MEDUSA -    Henüz çok gencim ama bir çok insanın yaşamaktan korktuğu çoğu şeyi yaşadım. Evli birine aşık oldum mesela.  Bunu öğrendiğimde intikam ve içimdeki nefreti kusmak için çok çabaladım. Karşımda ağlarken duygusuzca onu izledim, hatta aldattım. Bana yaşattığı acıyı yaşatmaya çalıştım. Affedemedim. Yalnız kaldım. Hiç sevmediği karısından onu uzaklaştırdım. Ailesine mâl oldu ama benimle olmayı kabul etti. Bana inandı ve dayandı. O tam bir savaşçı. Elimden tuttu. Utandığım zamanlar oldu ama asla pişmanlık yaşamadım. Başlangıçta kin beslediğim adama zamanla aşık oldum. Bilmiyorum, belki de onunla olmanın imkansızlığı cezbetti beni. Onun canını yakmak isterken her gün biraz daha yaklaştım. Merhameti dışında sevilir bir yanı yoktu aslında bu adamın. Kumarbaz, alkolik, yalancı herifin tekiydi fikrimce. Onunla olmanın bana acıdan ba...