Ana içeriğe atla

İCAZ: RUJ SANATI


"Elleriniz ne kadar da soğuk!" dedim.
Tereddütsüz cevap verdi:
"Isıtın!"

    Saat sabahın altı buçuğu, yine ufak bir koridorda Yangın kabusuyla, savrularak uyandım. Burnumun kanadığını fark ettim ıslanan yastığımda. Yanıma baktım, yanım boştu. Oda boş, ev boş. Kalktım kanımı temizlemek için. Sahilde içilen sigaranın dumanı, hâla kafamın içindeydi. Aynaya baktığımda gözlerimdeki kan çanağının içindeki mutluluğu ve korkuyu görebiliyordum. Elmacık kemiğimin üzerinde ruj lekesini fark edince tenim, bir vampirin teni gibi buz kesmişti. Aslında buna leke demek bir hakaretti, bu adeta özenle çizilmiş bir resim, bir sanattı. Beyaz tenli kadın geldi aklıma. Bir sinema filmi gibi geçti gözlerimin önünden yaşadığımız tüm senaryolar. Omuzlarına varan küt saçları, dik bakışlı kömür gözleri, rakı beyazı inci dişleri, yumuşacık teni... Bizim bir sahnemiz, rolümüz ya da hikayemiz yoktu. Biraz yaz aşkı gibi, biraz ömürlük gibi, en çokta Meftun gibiydi...

    Burnumdan lavaboya damlayan kanın sesini duyduğumda ayıldım aşık olduğum filmin jeneriğinden. Şıp diye damlamıştı. Mükemmel bir kızıllıktaydı. Eskiden olsa kan gördüğümde bayılırdım. Şimdi öyle, ne olduysa alışmıştım artık. Çok şey yaşamış gibi bakıyordum aynada kendime, çok şey görmüşüm gibi, çok şey yitirmişim gibi.

    Önce burnumu temizleyip kanı durdurdum. Ardından lavaboya damlayan kanımı tuz ruhuyla temizledim. Hatta öyle düşmanca sildim ki, lavabo mermerinin aşındığını fark ediyordum. Bir süre sonra bitkin düştüm, yorulduğumu fark ettim. Odama gidip nevresimi çıkarttım yatağımdan. Bir çöp poşetinin içine koydum ve sıkıca bağladım. Yeni turuncu nevresimlerimi serdim. Son kadehi kalan şarabımı doldurup, balkona geçip oturdum.

    Deniz ve gökyüzünün buluştuğu o ufka baktığımda, göğün maviye boyandığını fark ettim. Gecenin önünden ben yürüdüm bu kez. Ben boyadım gökyüzünü maviye. Denizden bir elbise diktim beyaz tenli kadına, yıldızlarla süsledim. Kapımın önünde düşen begonvil çiçeklerinden bir de taç yaptım O'na. Yaşadığımı anladım ve o sığ nefeslere inat, derin bir nefes çektim sonra.

    "Olmaz!" diye seslendi sanki Kaktüs Adam bahçeden, "Olmaz! Gömleğinde kan var ve kalbinde uyuyor hâla!". Yerle bir etti yine umudumu. Zehir zıkkım oldu şarabım bana, mazimi içmişim sanki. Çırılçıplağım sanki kalabalığın ortasında. Kaktüs Adam her seferinde, her huzur bulduğum lahzada, mazide yaşadığım elemli öyküleri fısıldardı kulağıma, utanırdım. Ben, tamda bu yüzden, dikiz aynama bakıp durmaktan, yönümü hiç kendim seçemedim. Doğduğum evin ateşini düşünmekten, kendi evimi hayal edemedim. Birilerine doktor olmaktan, kendimi iyileştiremedim. Her yaşadığımı anladığımı sandığım o anda, önüme çıkan sahte kahramanlardan çok sıkıldım. Onlar sadece konuşuyorlar, duyuyorlar ama anlamak için dinlemiyorlar. Baksanıza, herkes aynı kaldırımda ama yalnız yürüyorlar. Sahilde oturduğum boş bankta, yanıma yabancılar oturuyor. Bir yabancı gidiyor, diğeri geliyor. Bir simitçi, bahsediyor ekonomiden mesela, bi taksici siyasetten, bi tekelci anlatıyor astrolojiyi. Anlamıyorlar yaşamdan, sürekli bahsediyorlar şikayetlerinden ve ölümden. Rol yapıyor bazıları aşıkmış gibi, güler gibi, inanır gibi, sanki içlerinde hiç yalnız değillermiş gibi hep kalabalıklar dışlarında. Diğerleri savrulmuş gibi kasırgada.

   Sahte hisleri, hissizlikleri, keşkeleri, iyikileri müzelerde sergilesinler. Romanlar yazıp, hikayelere konu etsinler. Filmler çeksinler yaşanamayanlara. Şimdi diktiğim bu elbiseyi, vermeden dönmem ben geri. Sokağa çıkmadan önce saçlarımı tarayışımın sebebi olanı bulmadan dönmem. Gömleğimdeki kanı silmeden, gözlerimin asılı kaldığı şiiri okumadan dönmem geri. Kalbimi uyandırmadan dönmem.

    Ve hatta dünya bu haldeyken, sevgi insanlara yetmezken, kötülükler egemen ve yalanlar muhalefetken, öylece oturamam. Yürürüm, dönmem ben geri!


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İHANET

        Bodrumun en işlek sokaklarında kendi halimde yürüyorum. Her zaman uğradığım tekelden bir bira alıp yoluma devam ediyorum. Barlar sokağının denize açılan dar caddelerinde, sahil kenarında, sıcacık kumların üzerinde bir yer bulup oturuyorum. Dalgaların kumsala vuruşunu izliyorum. Elimde içkimi yudumluyorum. Huzurluyum.     Yanıma biri geliyor, Geceden doğmuş belli. Her yanında acı var, gözlerinden okunuyor. Oturuyor sessizce. Kendini anlatmaya başlıyor. Bana acı vereceğini farkındayım ama kabul ediyorum.  Korkuyorum .      Gökteki sayısız yıldız içinden bir tanesini seçip bu bizim diyor. Yavaşça heyecandan terleyen ellerimi tutuyor. Sokakta bulduğu kırık bi gülü bana getiriyor. Gözlerinden uyku akıyor gecenin ama gitmiyor. Benimle kalıyor. Ben denize, Gece bana bakıyor. Anlayamıyorum .     Bir kulübe gidiyoruz. Kulüp tıklım tıklım. Arkadaşlarıyla dans ediyor. Gözlerimi ayıramıyorum Geceden.  Arkadaş...

SESSİZ BİR REDDEDİŞ/ÖFKE

''Dile kolay seni unuttum demek. Dile kolay gelir, yüreğime zor. Kolay ama gülü kuruttum demek, Kuru gülün kokusunu bana sor. Gönül defterinde saklasam olmaz. Dönüp dönüp her gün bakmasam olmaz, Yüreğim elvermez, koklasam olmaz. Kuru gülün kokusunu bana sor. ''      Sağ arka cebimde biriktirdiğim umut tanelerini kontrol etmek isterken, cebimin delindiğini fark ediyorum.  Yine elimi yüzüme bulaştırıyorum. Gecenin üçünde ormanlık bir yolda, arabanın farlarını kapatıp hızla yol alıyorum. Camları indirip, buz gibi havada cayır cayır yanıyorum. Zifiri karanlıkta önümü görmeden ilerleyip, cesaretin ve korkunun tadını dibine kadar alıyorum. Hiçbir şeyin yolunda gitmeyişine, her şeyin mahvolup düzelmeyişine bir kadeh daha. Bir viski şişesi daha kırıyorum. Bu kez ruhani acıyı fiziksele dönüştüremiyorum. Biraz kafa dağıtmalıyım bu gece. Sevdiklerime öfke kusarken, yalnız kaldığımda melankolik şarkılarla kahkahalar atıp, dans ediyorum. Delirmedim henüz, olmak istemediğim yerdey...

YOSUN YEŞİLİ

“ Yosun yeşili gözlerin inadına,  Toprakta tohum gibi saklayacağım seni sevdiğimi. Kimseler bilmeyecek. İlk kadehten son kadehe çıktığım yolculukta b enimle olduğunu, Kadehler boşaldıkça gözlerimin dolduğunu, Kimseler görmeyecek. Kış eksi yirmilerde aşkınla yandığımı, Anılar diye diye hep seni andığımı, Kimseler duymayacak. Bir gün, yalnız sen duyacaksın. Sana bile söylenmemiş, senin için saklanmış sevda sözlerini. Bir gün, yalnız sen duyacaksın bir gülün kokusunda sevdamı. Sen göreceksin, Sen bileceksin, Hissedeceksin. Bir gün yolun sonunda, saatler durduğunda. ”      Günün birinde sağ elimin, serçe parmağının dışa bakan kısmında ufak bir leke çıktı. Başta benim için hayli önemsizdi. Umursamadım, geçer diye düşünmüştüm her zamanki gibi. 'Hallederim' diyip henüz halledemediğim düşüncelerimin bulunduğu rafa koydum daha fazla düşünmemek için. Ancak leke zamanla büyümeye başladı. Önce elimi, sonra dirseğimi ve ardından sağ kolumun tamamını kaplamıştı. Sanki anestezi yap...

DESTİNA

"Kuş uçtukça genişliyor gökyüzü" demişti Rilke. Belki hayat da yaşadıkça. Böyle şeyler düşün. Delirme. Kimse duymaz çünkü bu gürültüde. Pelerinli bir gladyatör çizdim önümdeki boş kağıt parçasına, Gülden yapılmış bir de kılıç verdim ona. Harbe çıkıyor, yıkıyor mavi duvarlı evleri. Asıp biçiyor ama kesemiyor kırmızı gülleri. Sürekli öldürüyor birilerini. Resmediyor ölümü sanki. Öldürdükçe, pastel kokuyor evimin içi. Ah şu kurdukları kafasında, Vasiyetim say Destina. Beyazlar giydirtecek günün birinde bana. Ahşap kutu içinde taşısın beni sevmediklerim. İnadına, durmadan tepineceğim omuzlarında. Suyla yazılmış şiirler okuyacağım onlara, kulaklarında çınlasın. Rüyalarına gireceğim, ödleri patlasın. Hemdem gelirse eğer, hepsine bol şerbetli tulumba! Haa, Yosun'da gelirse şayet, "Defol!" deyin ona. Vasiyetim say Destina. Katiller giremesin bu kutlamaya. Diktiğim incir ağacına siyah eşarplar bağladım. Dallarını kırdım, kökünü kazıdım uyuz bir köpek gibi. Aç kaldı kuşla...

YEDİ KİŞİLİK ENKAZ: TANIŞMA GÜNÜ

Bu Enkazın altında bi yerlerde kendini bulabilirsin. İçinde attığın çığlıkları dile getiremediğin için üzgünüm.  Korkma, ben yanındayım. - MEDUSA -    Henüz çok gencim ama bir çok insanın yaşamaktan korktuğu çoğu şeyi yaşadım. Evli birine aşık oldum mesela.  Bunu öğrendiğimde intikam ve içimdeki nefreti kusmak için çok çabaladım. Karşımda ağlarken duygusuzca onu izledim, hatta aldattım. Bana yaşattığı acıyı yaşatmaya çalıştım. Affedemedim. Yalnız kaldım. Hiç sevmediği karısından onu uzaklaştırdım. Ailesine mâl oldu ama benimle olmayı kabul etti. Bana inandı ve dayandı. O tam bir savaşçı. Elimden tuttu. Utandığım zamanlar oldu ama asla pişmanlık yaşamadım. Başlangıçta kin beslediğim adama zamanla aşık oldum. Bilmiyorum, belki de onunla olmanın imkansızlığı cezbetti beni. Onun canını yakmak isterken her gün biraz daha yaklaştım. Merhameti dışında sevilir bir yanı yoktu aslında bu adamın. Kumarbaz, alkolik, yalancı herifin tekiydi fikrimce. Onunla olmanın bana acıdan ba...