Ana içeriğe atla

ŞAKLABAN'IN 133 SIRRI



''-...Yüzotuzbir, yüzotuziki, yüzotuzüç. Son basamağa geldim, şimdi?
-Şimdi sola dön, Tel örgülü kapıyı aç. Mavi beyaz duvarları olan, Begonvil sarmaşıklı ev. 
Seni bekliyorum kapının eşiğinde.''

    Esen rüzgar, adeta tenimi okşuyordu. Yağmurun yağacağını, gömleğimin üzerine ufak ufak bıraktığı su tanelerinden anlamıştım. Sırtıma attığım çanta, omzumda öylesine yük olmuştu ki, eve girdiğim gibi çantamı koridorun köşesine atıp, kendimi turuncu nevresimleri olan yatağıma fırlatmak istiyordum bir an önce. Yeni tıraş olmuştum ama duşa girmeye mecalim bile kalmamıştı. Çünkü bütün gün, O bomboş hacimleri olan insanları adam yerine koyup savaş vermiştim. Bir sürü herifi yumruklamak istemiştim yine. Tam 15 kişi beni bıçaklamak için tehditler savurmuştu, anlayacağınız sıradan bir gün geçirmiştim aslında. "Kolundaki şey ne?, Siyah alçı mı olur? Bilardocu musun? Çok merak ediyorum ellerine ne oldu?" gibi akıl almaz sorularla karşılaşıp, sadece gülümseyerek cevap verdim. İçmeyi bilmeyen bir aptalın, barda üzerime kusuşu bile çok normal gelmişti bugün bana. Neyse ki artık, herkesin her şeyi yapabileceğini öğrenmiştim.. Bu yüzden aşırı mutlu ve iyi hissediyordum.

    Evime çıkan 52. basamağa geldiğimde durdum, nefes aldım ciğerlerimi hafifletene kadar. ''Şu amınakoduğum sigarasını bırakacaksın'' diye sesli bir şekilde küfür ettim kendime. Aslında bunun asıl sebebi, yılbaşında cilt kanseri olduğumu öğrenip bunun için hiç hareket etmememdi. 52. basamak bana anlamamı sağladı. Henüz kimse bilmiyordu Nurcan ve Cihangir  dışında. Yine birileri üzülmesin diye gizlemeye çalışıyordum sanırım. İki basamak indim yukarıya doğru. Biri kanser içindi, bir diğeri kanseri anlamamı sağlayan yangın için sanki.

    Adımlarımı her atışımda, bir kitap aklıma geliyor ve durup soluklanıyordum. Annemin, uyuduğumu sanıp sessizce yanağımdan öpüşü geliyordu aklıma. Uğruna hiç düşünmeden ölebileceğim Yağız'ın gülüşü. Onur'un her şeyi kendine dert edişi, Enes'in mutlu olmakla verdiği savaşı, adını anmamı bile istemeyen M'nin yeni mutlu hayatı, Tuğba'nın sevdiği adamla evlenip sevdiği işe sahip oluşu, Selin ve çok cömert patronuyla olan para sorunları, Derya'nın hayran olduğum sonsuz enerjisi, Arda'nın tertemiz umudu, Taner'in eskiyen varlığı...

    Her biri için bir adım atıyordum aslında. Her adımımda acaba nasıllar diye düşünüyordum. Ulan var ya, öylesine isterdim ki bazıları yanımda kalmaya devam etsin. Onlarda bu oyunun bir parçası olsun, benimle koşsun çok isterdim.. Yatağa uzandığımda, yanan gece lambam olsunlar isterdim. Zorlandığımda elimden tutsunlar, kaçmasınlar isterdim. Mesela yere düşen Enes'i kaldırmak yerine ona kahkahalarla gülmeyi çok isterdim şimdi. Onur'un kız tavlayamayışlarıyla zorbalamayı, Arda'nın gelecek planlarını duymak, İbrahim'i görmek isterdim şimdi. Olsaydı hala Pelin ve Hakan, ağlamak isterdim hıçkırarak karşılarında yine. Mustafa'nın bitmek bilmeyen o güzel nasihatlerini dinlemek isterdim. Öyle isterdim ki bana yaptığım her hata için hesap sormalarını, küfürler savurmalarını, tokat atmalarını. Hatta Taner'in sıktığı palavraları bile inanarak dinlemek isterdim burada olsaydı. Yosun da olsaydı keşke şimdi burada, başı omzumda. Kirpiklerini saymak isterdim uyurken. Tenine dokunup huzur bulmak, yanağı ve dudağının birleştiği o incecik kısımdan ufacık bir buse almak isterdim durup dururken. Arkadaşlarımın yanında onu utandırırken kızarışını izlemek isterdim. Yemyeşil gözlerini bir kez daha görmek isterdim. Onların yanında güçlü görünmek gibi bir zorunluluğum yoktu. Ama anlamıyordum artık. Saçlarının teline bile zarar gelse kıyameti kopartacağım insanların beni evlerinden kovuşlarını anlamıyordum. Hatalı olanın ben olmadığımı bildiği halde kalp kırışlarını, kafalarında kurdukları aşağılık komplekslerini, para heveslerini anlamıyordum. Her seferinde sadece beklediğim şey, masum bir özür dilenmesiydi. Oysa özür dilemek, dillerine yapışmazdı, mevkilerinden almazdı, cüzdanlarını boşaltmazdı. Güvendiğim bi kaç insan, kısacık sürede nasıl bu kadar değişmişti anlamıyordum. Bu enkazları, yüreğimin başkentinden kaldırmak öylesine kolay bir iş değildi. Naim bile gelse omuzlayamazdı bu yükü aslında.

    Sonunda yüzotuzaltıncı basamağa geldim. Çantamın küçük cebinden anahtarımı aldım. Gecenin köründe, belki sarhoş olduğumdan, belki zifiri karanlıktan kapıya anahtarı takamıyordum. Bir süre bununla cebelleştikten sonra evimin holüne girdim, ayakkabılarımı çıkarttım, terimi sildim, telefonumu fırlattım. Çantamı savurdum ve soyundum. İçim huzur doldu. Hayatımda ilk defa, evimin duvarına tablo asmıştım. Bu benim en sevdiğim hayalimdi. Bir şarap şişesinden vazo yapıp, içine en sevdiğim çiçekleri koymuştum. Manzarasında viski içebileceğim bir balkonum, kitap dolu raflarım, kullanmayı bile bilmediğim mutfak malzemelerim vardı. Belki arkadaşlarımla kahvaltı yapacağım salonum, belki yosunla film izleyeceğim bir L koltuğum vardı. Hayal ettiğim her şey birer birer gerçekleşiyordu. Artık yaşamaya çalışmıyordum, ne olursa olsun, Yaşıyordum. Öylesine yorgun ve mutluydu ki kalbim, kendimi tamamlanmış hissediyordum.

    Saat 01:39, günlerden Salı. Mayısın ilk günü bugün. O gece, dolabın buzluk kısmında bulunan viskimi doldurdum ve balkonumun en sevdiğim köşesine geçip oturdum. Bodrumun üzerine çakan şimşekleri izledim, hırçınca yağan yağmurun sesi, gün boyunca dinlediğim boş insanların, bomboş sözlerini su gibi temizliyordu beynimden. Hedef aldığım bu heriflerin, kurdukları düzeni darmadağın etmek için planlar yaparken ben, telefonum tam yedi kez çaldı. Aldırmadan viskimi yudumlayıp içine attığım buzları dişlerimle parçalıyordum. Bir yanım öfke kusarken, diğer yanım tıkır tıkır işleyen planlarımın projelerini hazırlayıp kahkahalar atıyordu. Huzur bulduğum bir zamanda, telefonu olduğunca uzakta tutardım yirmibir yaşından beri. Bir telefon aramasının, elliiki yaş attırdığını bizzat tecrübe etmiştim çünkü bir tan vakti. Ardından gelen bir iki ucubenin bana verdikleri zararlar hiçbir şeydi. Bir takım mahvoluşlar olmuştu, evet. Ama ölümcül değildi. İçinde bulunduğum oyun hala devam ediyordu ve ben henüz ölmemiştim!. Aşık olduğum o yıldız, hala tepedeydi. Yaşanmış, sadece yaşanmışlıktan ibaretti.

    Ayın, gökyüzünde sunduğu görsel şöleni izlemeye devam ederken içime bir kurt oturdu. Bir şeylerin yakında olduğunu hissettim. Telefonumu bir an olsun susturmadan taciz eden o kişiye baktım. Kim olduğunu anladığımda yeniden aradı. Açtım ve ''133 basamak var, sen dayanamazsın.'' dedim. ''Bi kaba erişte koydum, üzerine ceviz de attım tam istediğin gibi, geleceğim'' dedi. Dışarıda çılgınca yağan yağmurun sesini ahizeden daha net duyunca sırılsıklam olduğunu hissettim. Aslında erişteden nefret ederdim. Sadece en iyi yaptığı yemeğin erişte olduğunu bildiğim için hep tabağımı sonuna kadar sıyırdım, hiç bırakmamıştım. O, en sevdiğim yemeğin bu olduğunu sanıyordu. Oysa pişmiş peynir bile getirse önüme, çilek bile sunsa mesela durmaz yerdim karşısında. 

    Balkonda heyecanla beklerken, neden 133 basamak çıkmak yerine, Yirmi basamak inmediğini düşünüyordum. O devam ederken yürümeye, 52. basamakta nefesi kesilmişti. Soluk soluğa kalışını duyuyordum. Sanki alnından akan ter damlaları, yağmurdan daha büyük bir hızla çarpıyordu zemine. Her basamakta gücünü biraz daha kaybediyordu. İki basamak inmişti yukarıya doğru ama çıkamamıştı. Bu gece gelmeyecekti, hissediyordum. Oysa eğer bilseydi, Yirmi inmek, daha kolaydı Yüzotuzüçten.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İHANET

        Bodrumun en işlek sokaklarında kendi halimde yürüyorum. Her zaman uğradığım tekelden bir bira alıp yoluma devam ediyorum. Barlar sokağının denize açılan dar caddelerinde, sahil kenarında, sıcacık kumların üzerinde bir yer bulup oturuyorum. Dalgaların kumsala vuruşunu izliyorum. Elimde içkimi yudumluyorum. Huzurluyum.     Yanıma biri geliyor, Geceden doğmuş belli. Her yanında acı var, gözlerinden okunuyor. Oturuyor sessizce. Kendini anlatmaya başlıyor. Bana acı vereceğini farkındayım ama kabul ediyorum.  Korkuyorum .      Gökteki sayısız yıldız içinden bir tanesini seçip bu bizim diyor. Yavaşça heyecandan terleyen ellerimi tutuyor. Sokakta bulduğu kırık bi gülü bana getiriyor. Gözlerinden uyku akıyor gecenin ama gitmiyor. Benimle kalıyor. Ben denize, Gece bana bakıyor. Anlayamıyorum .     Bir kulübe gidiyoruz. Kulüp tıklım tıklım. Arkadaşlarıyla dans ediyor. Gözlerimi ayıramıyorum Geceden.  Arkadaş...

SESSİZ BİR REDDEDİŞ/ÖFKE

''Dile kolay seni unuttum demek. Dile kolay gelir, yüreğime zor. Kolay ama gülü kuruttum demek, Kuru gülün kokusunu bana sor. Gönül defterinde saklasam olmaz. Dönüp dönüp her gün bakmasam olmaz, Yüreğim elvermez, koklasam olmaz. Kuru gülün kokusunu bana sor. ''      Sağ arka cebimde biriktirdiğim umut tanelerini kontrol etmek isterken, cebimin delindiğini fark ediyorum.  Yine elimi yüzüme bulaştırıyorum. Gecenin üçünde ormanlık bir yolda, arabanın farlarını kapatıp hızla yol alıyorum. Camları indirip, buz gibi havada cayır cayır yanıyorum. Zifiri karanlıkta önümü görmeden ilerleyip, cesaretin ve korkunun tadını dibine kadar alıyorum. Hiçbir şeyin yolunda gitmeyişine, her şeyin mahvolup düzelmeyişine bir kadeh daha. Bir viski şişesi daha kırıyorum. Bu kez ruhani acıyı fiziksele dönüştüremiyorum. Biraz kafa dağıtmalıyım bu gece. Sevdiklerime öfke kusarken, yalnız kaldığımda melankolik şarkılarla kahkahalar atıp, dans ediyorum. Delirmedim henüz, olmak istemediğim yerdey...

YOSUN YEŞİLİ

“ Yosun yeşili gözlerin inadına,  Toprakta tohum gibi saklayacağım seni sevdiğimi. Kimseler bilmeyecek. İlk kadehten son kadehe çıktığım yolculukta b enimle olduğunu, Kadehler boşaldıkça gözlerimin dolduğunu, Kimseler görmeyecek. Kış eksi yirmilerde aşkınla yandığımı, Anılar diye diye hep seni andığımı, Kimseler duymayacak. Bir gün, yalnız sen duyacaksın. Sana bile söylenmemiş, senin için saklanmış sevda sözlerini. Bir gün, yalnız sen duyacaksın bir gülün kokusunda sevdamı. Sen göreceksin, Sen bileceksin, Hissedeceksin. Bir gün yolun sonunda, saatler durduğunda. ”      Günün birinde sağ elimin, serçe parmağının dışa bakan kısmında ufak bir leke çıktı. Başta benim için hayli önemsizdi. Umursamadım, geçer diye düşünmüştüm her zamanki gibi. 'Hallederim' diyip henüz halledemediğim düşüncelerimin bulunduğu rafa koydum daha fazla düşünmemek için. Ancak leke zamanla büyümeye başladı. Önce elimi, sonra dirseğimi ve ardından sağ kolumun tamamını kaplamıştı. Sanki anestezi yap...

DESTİNA

"Kuş uçtukça genişliyor gökyüzü" demişti Rilke. Belki hayat da yaşadıkça. Böyle şeyler düşün. Delirme. Kimse duymaz çünkü bu gürültüde. Pelerinli bir gladyatör çizdim önümdeki boş kağıt parçasına, Gülden yapılmış bir de kılıç verdim ona. Harbe çıkıyor, yıkıyor mavi duvarlı evleri. Asıp biçiyor ama kesemiyor kırmızı gülleri. Sürekli öldürüyor birilerini. Resmediyor ölümü sanki. Öldürdükçe, pastel kokuyor evimin içi. Ah şu kurdukları kafasında, Vasiyetim say Destina. Beyazlar giydirtecek günün birinde bana. Ahşap kutu içinde taşısın beni sevmediklerim. İnadına, durmadan tepineceğim omuzlarında. Suyla yazılmış şiirler okuyacağım onlara, kulaklarında çınlasın. Rüyalarına gireceğim, ödleri patlasın. Hemdem gelirse eğer, hepsine bol şerbetli tulumba! Haa, Yosun'da gelirse şayet, "Defol!" deyin ona. Vasiyetim say Destina. Katiller giremesin bu kutlamaya. Diktiğim incir ağacına siyah eşarplar bağladım. Dallarını kırdım, kökünü kazıdım uyuz bir köpek gibi. Aç kaldı kuşla...

YEDİ KİŞİLİK ENKAZ: TANIŞMA GÜNÜ

Bu Enkazın altında bi yerlerde kendini bulabilirsin. İçinde attığın çığlıkları dile getiremediğin için üzgünüm.  Korkma, ben yanındayım. - MEDUSA -    Henüz çok gencim ama bir çok insanın yaşamaktan korktuğu çoğu şeyi yaşadım. Evli birine aşık oldum mesela.  Bunu öğrendiğimde intikam ve içimdeki nefreti kusmak için çok çabaladım. Karşımda ağlarken duygusuzca onu izledim, hatta aldattım. Bana yaşattığı acıyı yaşatmaya çalıştım. Affedemedim. Yalnız kaldım. Hiç sevmediği karısından onu uzaklaştırdım. Ailesine mâl oldu ama benimle olmayı kabul etti. Bana inandı ve dayandı. O tam bir savaşçı. Elimden tuttu. Utandığım zamanlar oldu ama asla pişmanlık yaşamadım. Başlangıçta kin beslediğim adama zamanla aşık oldum. Bilmiyorum, belki de onunla olmanın imkansızlığı cezbetti beni. Onun canını yakmak isterken her gün biraz daha yaklaştım. Merhameti dışında sevilir bir yanı yoktu aslında bu adamın. Kumarbaz, alkolik, yalancı herifin tekiydi fikrimce. Onunla olmanın bana acıdan ba...