Yine dikkatim çok dağınık. Dalıp dalıp duruyorum bir şeylere. Sanırım evin anahtarını da unuttum çekmecede. Bir kez olsun bile yemek yapmadığım evimde acaba aygaz açık mıydı diye düşünüyorum. İlaçlarımı içtim mi? Bugün günlerden neydi? Yanımdan geçen yaşlı teyzeye hazirana kaç var diye soruyorum. Önce ufak bi tebessüm ediyor yaşlılığa inat tutmuş, tek bir kırışık dahi olmayan suratıyla. Sonra elindeki poşeti yere bırakıp omzuma dokunuyor. Gözlerimin içine bakarak "Ömür, ne güzel geçiyor çocuğum." diyor, anlam veremiyorum. Telefonumu çıkarıyorum saate bakmak için, saate bakmadan kapatıp yerine koyuyorum. Vodka dolduruyorum bi kadehe mesela ama masama otururken yanımda götürmüyorum. Kimi aşık olduğumu söylüyor, kimi ayyaş herif diye sesleniyor arkamdan, kimi de valizimde ne taşıdığımı, çantamın içinde ne biriktirdiğimi çok iyi biliyor. Bi taş parçası adeta bana çelme takıyor ve yere düşüyorum. Çantamın kayışı kopuyor. Koptuğu yerde bırakıyorum çantamı bu kez. Ayağa kalkıp toz içinde kalan siyah keten pantalonumu temizliyorum. Dönüp bakmıyorum bile geriye. Karşı kaldırıma geçeceğim. Önce soluma, sonra sağıma ve tekrar soluma bakıyorum. Araçlar var bana yönelmiş, üzerime doğru gelen. Yapmam gerekeni yaptığım için geçmemde bir sakınca yokmuş gibi hissediyorum. Kornaların sesiyle irkiliyorum, karşıya geçiyorum. Bir Begonvil sarmaşığı görüyorum, öyle güzel kokuyor ki. Bi Begonvil sarmaşığı, öyle muhteşem kokuyor ki. Dalından bir tutam çiçek koparıyorum, kokusunu hücrelerime kadar çekiyorum. Ne zaman bu mevsimi yaşasam içimdeki hissi tarif edemiyorum.
Sarmaşığın hemen yanında yatan ufacık bir kedi, pamuk gibi rakı beyazı tüyleri var. Biraz daha yaklaşınca gözünün birinin olmadığını görüyorum. Elimde tuttuğum valizi bırakıp, bir kez olsun sevmek istiyorum. Daha dokunmadan tırmalıyor elimi. İki çizik, birazda kan bırakıyor sevme hevesim bana. Doğrulup ayağa kalkıyorum ve elimi cebime atıyorum. Sigara paketinin içinden, dün gece sardığım sigaramı çıkartıp yakıyorum. Uyanıyorum ilk dumanımda, ne sırtımda çantam, ne de elimde valizim var. Yükümün hafiflediğine seviniyorum. "Ömür" diyorum tüm ses tonumla, etrafımdaki insanlar ne der diye hiç aldırış etmiyorum. Ve devam ediyorum zevkle çektiğim sigarayı üflerken "Ömür, ne güzel geçiyor..."
Şimdi saat çok geç oldu, 75'e bir ömür var. Gün battı, bense eve dönüyorum. Yemek yapacağım...

Yorumlar
Yorum Gönder
Aramızda kalsın ama...