"Keyif ise her şeyi tattım, mutluluk ise asla!"
Uyanır uyanmaz bir kelebeğe dönüşmek yahut bir yumurtadan, larva olarak doğmak bizim elimizde değildir. Sadece bu başkalaşım evresinde verdiğimiz savaş, bizim hikayemizdir.
Kendi kitabımıza yazdığımız, yaşanmış bir mazidir.
***
Günlerden Pazartesi, her gün olduğu gibi uykusuz bir gecenin sabahına, yine telefonumun alarm sesiyle uyanıyorum. Bir süredir, yalnız uyanmanın verdiği rahatsız edici sessizlikle aralıyorum odamdaki tek camın perdesini. Bugün izin veriyorum kendime. Vakit ayırmam gereken bir ben vardı diye düşünüyorum ve hazırlanıyorum sabahın altı buçuğunda. Telefonumu kapatıp, çantama bi şort ve havlu atıyorum. Gözüme, kitaplığımın hiç dokunulmayan rafındaki, toz tutmuş bir kitap çarpıyor. Kapağına bakıp, bugün tanışalım seninle diyorum içimden. Arabanın kontağını çeviriyorum, Anthaven'a yol alıyorum. Henüz yollar bomboş ve Bodrum öylesine sessiz ki, bana acı dolu kışı anımsatıyor. Gün doğuyor arkamdan, camdan suratımın her noktasına esen hafif soğuk rüzgar, huzur veriyor içime.
***
Yüzerken tanıştığım ince ruhlu bi herifle sohbete dalıyoruz ücret ödemeden oturduğumuz şezlonglarda. Adını bile bilmediğimiz kokteyllerden içiyoruz birlikte, kahkahalar atıyoruz yıllar önce tanışmışız gibi. Gözlerindeki hikayeyi sormadan edemiyorum kendisine. Annesinin, kollarında kanlar içinde ölüşünü anlatıyor, henüz doğmamış bir bebeği katlettiğini, karısını, ailesini yüzüstü geride bırakışını.. Öylesine pişmanlık akıyor ki gözlerinden, dokunsanız ağlayacak sanki. İnsanların dışarıdan nasıl baktığını farkındayım ama ben öyle bakmıyorum bu hikayeye, içini okumaya çalışıyorum. Benim penceremde çiçek saksıları yok sizin aksinize ama her sabah uyandığımda baktığım koskoca bi gökyüzü var. Biliyorum ki İnsan, kendini ait olduğunu hissettiği yere kaçmak ister her zaman. Bende öyle yapmıştım vaktinde. Hüzünlendiğini fark ettiğimde, artık konuşmak istemediğini anlıyorum. Teşekkür ederek veda ediyor yabancı dost. Adımlarını izlerken düşüncelere dalıyorum. Bir süre sonra, yanımda getirdiğim kitabın ilk sayfasını açıp okumaya başlıyorum...
İnsanlar, kitapları kapaklarına göre yargıladıklarında onları anlardım eskiden. Şimdi yaşım 75'e merdiven dayadı. Bir şeyleri idrak etmem gerek zaman geçmeden. Vakit dolmadan, miadımız henüz son bulmadan yüreğe yer verdiklerimizle tanışmamız gerek. Bunun için hepimiz çabalıyoruz da zaten. Her birimiz, içimizde yarattığımız kocaman bir kütüphanede birbirimizi okumaya, tanımaya çalışıyoruz. Kimileri tekrar okunmaya değer cinsten, kimileri yarım bırakılmış, kimileri hiç dokunulmamış raflarda toz tutmuş türden. Her biri farklı birbirinden. Öğreniyorum, dinliyorum, anlamaya çalışıyorum hatayla başlanan hikayeleri. Pişman olmayışlarını ama serzenişlerini, isyan edip hıçkırarak gözlerinden adeta kan döküşlerini görüyorum. Sorgulamıyorum, şaşırmıyorum. Gece'nin bıraktığı en güzel öğreti bu bana. O'nu kütüphanemin en değerli köşesine koyduğumda, kör bir sihirbaz gibi hissediyordum. Her şeyi yapabilecek kadar güçlü, yönünü seçemeyecek kadar aciz biri. Hiç okunmamış gibi bembeyaz sayfaları, büyüleyici elâya çalan kahve gözleriyle fethetmişti içimde memleketim dediğim kütüphaneyi. Vadesi dolmuş bi güneş ışığını son baharıma getirmişçesine yarattığı sahte mevsimleri, Kırık kırmızı gül çiçekleri gibi bir kitaptı ilk sayfası. Gece, onu tam olarak okumama izin vermemişti. Bu sene yeniden tanıştık, Ağustos ayında bir trafik kazasında... Kitabı bitirmiş sayılmam henüz. Hâla vaktim var Pierre adını koyduğum şahısla. Çünkü hayatımda okuduğum en önemli kitaptı bu. O da böyle hissetsin istedim. Bana hiçbir şey borçlu değil biliyorum. Üstelik, benim küçük yazıları olan ufak dünya kitabım da yetmedi ona farkındayım. Bu çok normal. Daha önümüzde çok uzun yıllar var. Yeni insanlar, okunmamış, yazılmamış yeni kitaplar, şiirler var. Ama hissediyorum, Gece, benim kütüphanemden atamayacağım en değerli kitaptı....
***
Artık, Kelebeğin büyüsünü görmezden gelebiliyorum. Dalgın değilim, her sözünde gözlerinin içine bakıp, Pupa evresine iniyor, verdiği savaşı dinlemek istiyorum. Hatta Dorian'nın kendisine aşık olduğumu zannettiğimde de nasıl yanıltıldığımı şimdi anlıyorum. Yalnızlığa başka bir çare bulup gideceği zamanı bekliyorum. Sonuçta, O'nun okuduğu onlarca kitap var. Dorian için günü gece edenler, uzun yol gidenler, O'na merhem olanlar var... Zamanla, hiç değişmeyen Dorian'a değil de, gün geçtikçe yaşlanıp çirkinleşen bir resme aşık olduğumu anladım. Yanımda götürüyorum nereye gidersem. Benimle keşfe çıkıyor, seyahat ediyor duygularım gibi. Portresi avcumun içinde duruyor ama kendisi yanımda değil fark ediyorum. Bu portreyle her göz göze gelişimle gözlerim büyüyor, nabzım hızlanıyor, heyecan basıyor bünyemi. Düşüncelerim altüst oluyor adeta. Okuduğum bu karamsar kitap öylesine eşiyor ki yüreğimi, kabul ediyorum. Uzun zamandır gitmediğim evime dönüyorum, elimde yırtık bir portreyle. Onu en sevdiğim duvarın, deniz manzaralı köşesine asıyorum, önüne de bol konyaklı bir tiramisu koyuyorum. Gerçek hikayeyi okuyorum saatlerce. Yeniden tanışacağız, güleceğiz, sevişeceğiz eskisi gibi, hissediyorum her sayfasında. Yalanlardan uzakta, verilen savaşı farkında, alışılmışın bir hâyli dışında. Belki İtalya, Roma'da. Belki de bi Yunan adasında...
Yorumlar
Yorum Gönder
Aramızda kalsın ama...