Ana içeriğe atla

YOSUN YEŞİLİ

Yosun yeşili gözlerin inadına, 
Toprakta tohum gibi saklayacağım seni sevdiğimi.
Kimseler bilmeyecek.
İlk kadehten son kadehe çıktığım yolculukta benimle olduğunu,
Kadehler boşaldıkça gözlerimin dolduğunu,
Kimseler görmeyecek.
Kış eksi yirmilerde aşkınla yandığımı,
Anılar diye diye hep seni andığımı,
Kimseler duymayacak.
Bir gün, yalnız sen duyacaksın.
Sana bile söylenmemiş, senin için saklanmış sevda sözlerini.
Bir gün, yalnız sen duyacaksın bir gülün kokusunda sevdamı.
Sen göreceksin,
Sen bileceksin,
Hissedeceksin.
Bir gün yolun sonunda, saatler durduğunda.

    Günün birinde sağ elimin, serçe parmağının dışa bakan kısmında ufak bir leke çıktı. Başta benim için hayli önemsizdi. Umursamadım, geçer diye düşünmüştüm her zamanki gibi. 'Hallederim' diyip henüz halledemediğim düşüncelerimin bulunduğu rafa koydum daha fazla düşünmemek için. Ancak leke zamanla büyümeye başladı. Önce elimi, sonra dirseğimi ve ardından sağ kolumun tamamını kaplamıştı. Sanki anestezi yapılmış gibi bir uyuşukluk, bir hissizlik vardı. Gün geçtikçe leke vücudumu fethetmeye başlamıştı. Omzuma, omzumdan göğüs kafesime kadar yayılan bu kara leke artık insanlar tarafından da fark edilir oldu. Çevremdekilerin, dostlarımın, ailemin, hatta kaldırımda yürüyen yabancıların bile dikkatini çeker olmuştu. Bu farklılık içimde huzursuzluğa yol açmıştı. Bir sürü ilaç ve merhem kullanmaya başladım. Yatağımın nevresimlerini değiştirdim, kıyafetlerimi çöpe attım. Hatta evimden bile taşındım ama nafile, değişen bir şey yoktu. Her gün biraz daha vücudumu esir almaya başlamıştı. Bu leke bulunduğum yerden ya da giydiğim kıyafetlerden büyümüyordu. Leke sanki içimdeydi. Onu büyütüp kendime dert eden bendim sanki. Her gün vücudumun bir uzvu daha lekeleniyor ve her lekelenme biraz daha acı veriyordu. Hekimlere gittiğimde, bunu yavaşlatacak merhemler olduğunu ancak durdurmanın mümkün olmadığını söylemişlerdi. Verdikleri merhem sadece geciktiriyordu, lekeyi iyileştirmiyordu. O gün, sayfasını bükmeye bile kıyamadığım bir kitabımın arasında, 2019 yılından kalmış iki otobüs bileti ve poligon dükkanından alıp, hatıra diye sakladığım hedef kağıdının bulunduğu sayfada, altını ısrarla çizdiğim bir cümleye rast geldim. Şöyle söylüyordu; ''Yaralar iyileşir, ancak lekeler geçmez.''

    Hayatıma bu lekeyle devam edeceğimi düşündüğüm zamanlarda, tam pes etmek üzere olduğum o gece, hiç beklemediğim bir anda O'nunla karşılaştım. Yosun yeşili gözleri, kahveye çalan sarı saçları, bitmek bilmeyen enerjisi, deli dolu düşünceleri, çocuksu sevgisi ve  vücudunda, benimle aynı olan ama daha büyümemiş minik kara lekesi. Böylesine güzel biriyle tanışmalıyım, bu kitabı okumalıyım, yaşamalıyım diye düşünüp duruyordum sürekli. Geceleri düşler kurup, gerçekleşmesini umduğum hikayeler yazıyordum. Ama hikayelerimin sonu her seferinde umutsuzdu. Sanki O denize aşık biri, bense Ankara'ydım. Sanki O kök salmayan Portuga, bense umut dolu Zeze'ydim. Hayatımda ilk defa birinin ruhunu betimleyecek bir kelime, derin anlamları olan sözcükleri bulamıyordum. Ta ki gözlerine dokunduğum lahzaya kadardı bu distopya düşlerim.

    O gece, bir Üsküdar vapurunda, ben Kanlı Ay'ı seyrederken dönüp baktığımda beni izleyen yosun yeşili bir çift gözle çarpışınca gözlerim, O'na çantamda taşıdığım merhemi gösterdim, kaçtığım harabe evi anlattım. Uzun zaman sonra ilk defa birine böylesine içimi dökebildim. Gözünden akan bir damla yaşın sıcaklığını iliklerime kadar hissettim. Tuttu akan yaşlarını, lekelerime sürdü. Gözyaşı tenimde süzülüp aktıkça, sanki bir orduya tek başına kafa tutmuş ve zafer naraları atan bir gladyatör gibi mutlu ve onurlu hissediyordum. Omuzumda kalan gözyaşı, her an burnuma ıtır verir oldu. Lekelerin silinmesi  imkansızdı biliyorum ancak acıyı aldığını gördüm o gece. Tıpkı kafesinden çıkıp ilk defa gökyüzündeki bulutlarla dans eden bir kuş gibi hafifledim onunla. Cesurca uçtum kanatlarım izin verdiği yere kadar. Sanki aradığım ilacı, gitmekten korktuğum o gezegende bulmuştum. Şimdi ise O'na bir saray inşa edeceğim. Ellerine kelepçe takmak yerine, sırtına kanat takacağım. Gece yıldızlara bakıp saymanın heyecanını, bisiklet sürerken yüzüne vuran rüzgarın esintisini hatırlatacağım. Sıcak çikolata içerken aldığı hazzı, en sevdiği şarkı çaldığında tıpkı bir çocuk gibi olan heyecanını yaşatacağım tekrar. Lekesinin büyümesine izin vermeyeceğim. Beni her aradığında, adımı her andığında göğsünün ortasına oturmuş O'nu dinliyor olacağım. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Aramızda kalsın ama...

Bu blogdaki popüler yayınlar

İHANET

        Bodrumun en işlek sokaklarında kendi halimde yürüyorum. Her zaman uğradığım tekelden bir bira alıp yoluma devam ediyorum. Barlar sokağının denize açılan dar caddelerinde, sahil kenarında, sıcacık kumların üzerinde bir yer bulup oturuyorum. Dalgaların kumsala vuruşunu izliyorum. Elimde içkimi yudumluyorum. Huzurluyum.     Yanıma biri geliyor, Geceden doğmuş belli. Her yanında acı var, gözlerinden okunuyor. Oturuyor sessizce. Kendini anlatmaya başlıyor. Bana acı vereceğini farkındayım ama kabul ediyorum.  Korkuyorum .      Gökteki sayısız yıldız içinden bir tanesini seçip bu bizim diyor. Yavaşça heyecandan terleyen ellerimi tutuyor. Sokakta bulduğu kırık bi gülü bana getiriyor. Gözlerinden uyku akıyor gecenin ama gitmiyor. Benimle kalıyor. Ben denize, Gece bana bakıyor. Anlayamıyorum .     Bir kulübe gidiyoruz. Kulüp tıklım tıklım. Arkadaşlarıyla dans ediyor. Gözlerimi ayıramıyorum Geceden.  Arkadaş...

SESSİZ BİR REDDEDİŞ/ÖFKE

''Dile kolay seni unuttum demek. Dile kolay gelir, yüreğime zor. Kolay ama gülü kuruttum demek, Kuru gülün kokusunu bana sor. Gönül defterinde saklasam olmaz. Dönüp dönüp her gün bakmasam olmaz, Yüreğim elvermez, koklasam olmaz. Kuru gülün kokusunu bana sor. ''      Sağ arka cebimde biriktirdiğim umut tanelerini kontrol etmek isterken, cebimin delindiğini fark ediyorum.  Yine elimi yüzüme bulaştırıyorum. Gecenin üçünde ormanlık bir yolda, arabanın farlarını kapatıp hızla yol alıyorum. Camları indirip, buz gibi havada cayır cayır yanıyorum. Zifiri karanlıkta önümü görmeden ilerleyip, cesaretin ve korkunun tadını dibine kadar alıyorum. Hiçbir şeyin yolunda gitmeyişine, her şeyin mahvolup düzelmeyişine bir kadeh daha. Bir viski şişesi daha kırıyorum. Bu kez ruhani acıyı fiziksele dönüştüremiyorum. Biraz kafa dağıtmalıyım bu gece. Sevdiklerime öfke kusarken, yalnız kaldığımda melankolik şarkılarla kahkahalar atıp, dans ediyorum. Delirmedim henüz, olmak istemediğim yerdey...

SENDEN KAÇIYORUM

"Akşam güneşine, çok yakışırdı yüzün" Bi deniz vardı evimin karşısında, Koca, Yeşil gözleri olan. Evim! derdim O’na. Bir bakıp, bir duman tüttürürdüm. Tek oturduğum çok kişilik masamda, Bir rakı kadehim, O'nun için hep fazla. Sözde, sizden kaçıyorum. Aptal aptal güldüm bir de buna.   Öfkem, dört nala koşardı peşimden sonra. Gecenin bir vakti, Denize sürüklerdi beni. Bırakmazdı, döverdi. Savururdu sıska kollarında. Sözde, sizden kaçıyorum. Öfkemi, iki bardakta denize boşaltınca.   Ben ve bu küreksiz mürettebatımla, Açılırdık bilmediğimiz göğe, Yelkenler Sahra! Bu kadar kolay harcamazdım hayallerimi, Aslında, bırakmazdım nadasa. Sözde, sizden kaçıyorum. Yırtık yelkenim ve Yosun tutmuş sandalımla.   Gömleğimin düğmelerini yine yanlış iliklemişim. Böyle mi olurdu, olsaydı Sultan yanımda. Şimdi ben, 26 yaşımda, Bi Kaktüs ağacının başında, Kapıma dayanıp, zili çaldığınızda, Korkmazdım. Sözde, sizden kaçıyorum. Işıklarım açık ama, evde yokum aslında.   Sultan’ı bir gün aram...

DESTİNA

"Kuş uçtukça genişliyor gökyüzü" demişti Rilke. Belki hayat da yaşadıkça. Böyle şeyler düşün. Delirme. Kimse duymaz çünkü bu gürültüde. Pelerinli bir gladyatör çizdim önümdeki boş kağıt parçasına, Gülden yapılmış bir de kılıç verdim ona. Harbe çıkıyor, yıkıyor mavi duvarlı evleri. Asıp biçiyor ama kesemiyor kırmızı gülleri. Sürekli öldürüyor birilerini. Resmediyor ölümü sanki. Öldürdükçe, pastel kokuyor evimin içi. Ah şu kurdukları kafasında, Vasiyetim say Destina. Beyazlar giydirtecek günün birinde bana. Ahşap kutu içinde taşısın beni sevmediklerim. İnadına, durmadan tepineceğim omuzlarında. Suyla yazılmış şiirler okuyacağım onlara, kulaklarında çınlasın. Rüyalarına gireceğim, ödleri patlasın. Hemdem gelirse eğer, hepsine bol şerbetli tulumba! Haa, Yosun'da gelirse şayet, "Defol!" deyin ona. Vasiyetim say Destina. Katiller giremesin bu kutlamaya. Diktiğim incir ağacına siyah eşarplar bağladım. Dallarını kırdım, kökünü kazıdım uyuz bir köpek gibi. Aç kaldı kuşla...