Ana içeriğe atla

SAVAŞ VE BARIŞ

   Bodrum, Halikarnas deniz kenarında, gün batarken gözlere müthiş bir şölen sunan güneşin kızıllığında, tavla oynayan, birbirini henüz tanımayan iki kişi. Öpücüğüne girilen bir bahis. Yürekleri patlayacakmış gibi atan bir çift nabız. Kim kazanırsa kazansın, kaybedenin olmadığı bir kumar... Yenilgi nasıl yakışır bir insana böyle? O zarların düşeş gelişini, bir ülkeyi fethetmiş gibi kazanılan buseyi unutturamaz kimse. Sıcacık bir yatakta izlenemeyen o filmler, gezmek, eğlenmek için kurulan hayaller unutulmaz mesela. Kömürden çekik gözleri, esmerden çalan buğday teni, inciden rakı beyazı dişleri... Nasıl da yakışıyor ateşin önünde durmak sana. Yumuk yumuk parmaklarınla nasıl yaptın o kalemleri. Şimdi kimler tutuyor narin, yaralanmış ellerini? Hâla çiziyor musun garipsediğim o resimleri ? Sevmeyi sever, kalp kırmaz, aldatmaz, onunla göz teması kuran unutamaz. Neyin yorgunluğu vardı üzerinde ? Bak, güneş doğmuyor Turgutreise. Özlemiş seni belli. Ne acelen vardı da terk ettin bu şehri? 

    Son şarabı hatırladın mı? Ya umudu o gece yok edişini? Seni saatlerce uzaktan izleyişimi, gelmeyeceğini bildiğim halde bekleyişimi... Savaşın ortasında yalnız kaldın, ne de güçlüydün aslında sen. Barış için çığlıklar attın, duymadım. Seni üzdüm, üzgünüm. Yüreğinde kurduğun bahçeyi yerle bir ettim. Kaç kişi var şimdi etrafında ? Kim besliyor her yanı bahar olan o bahçeniNeden tutmadın sana uzanan elleri mi? Oysa, kabul etseydin beni, kışlar bahar olurdu. Savaşlar sona erer, yazı yeniden keşfedilirdi. Sevebilseydin eğer, bu dünya böyle kalmazdı. Irkçılık son bulur, her yerde güller yeşerirdi. Gök maviye bürünür, küfür, nefret, kin ölürdü. Her yerde kahkaha atan ufak çocuklar görülür, umut damarlarımızda süzülürdü. Beni sevebilseydin eğer, bu dünya böyle kalmazdı.

    Hem yaralayan hem merhem olan sen, kaç cana daha dokundun? Acı veren, yürek ısıtan sen kaç kişiyi daha göğsünden vurdun ? Hem yakan hem üşüten sen. Nefret dolu, sevdalı olan sen neredesin şimdi? Ben senden vazgeçemem, sen istemezsen sana varamam. Kazanamam verdiğimiz savaşları, elimden tutmazsan galip gelemem. Sana veda da edemem. Bu hikaye bitti diyemem. Dizlerine çöküp affettiremem kendimi. Oturup sevmeni bekleyemem, hissiz gülümsemeni izleyemem. Kafada yaşanılanları duymak için çok geç, biliyorum. Boşver, başını göğsüme yasla. Bu mevsim gelmeyecek bir daha. O zar, atılmayacak yeniden. Hayatında zorla yer edinemem kendime, bir adım uzağımdayken gurbet sayamam artık. Bu kumarda kazanan yok anladım ama kurumuş bahçeyi sulayan biri hep vardır. Şarap kadehlerini dolduran, kitaptan evde makarna yapan, hâla vazgeçmemiş olan biri vardır. Onlar uçurumun ucunda, bir elinde göğe uzanan uçurtma, ayakları çukurda, umutları sahil kenarında. İnan çok zaman alır buna alışmak, yıktıklarını toplamak, yokluğuna tanışmak....

   Bir gözünde Savaş var, diğerinde Barış. Gülüşün günü doğurur, hüznün geceyi. Halbuki ne kadar yakınımdasın, bi o kadar da uzağımda. Görüşeceğiz yine seninle, sıradan bir Nisan baharında. Sen bana uzakta ıssız bir ada, Ben hâla vururum her gece kıyına....

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İHANET

        Bodrumun en işlek sokaklarında kendi halimde yürüyorum. Her zaman uğradığım tekelden bir bira alıp yoluma devam ediyorum. Barlar sokağının denize açılan dar caddelerinde, sahil kenarında, sıcacık kumların üzerinde bir yer bulup oturuyorum. Dalgaların kumsala vuruşunu izliyorum. Elimde içkimi yudumluyorum. Huzurluyum.     Yanıma biri geliyor, Geceden doğmuş belli. Her yanında acı var, gözlerinden okunuyor. Oturuyor sessizce. Kendini anlatmaya başlıyor. Bana acı vereceğini farkındayım ama kabul ediyorum.  Korkuyorum .      Gökteki sayısız yıldız içinden bir tanesini seçip bu bizim diyor. Yavaşça heyecandan terleyen ellerimi tutuyor. Sokakta bulduğu kırık bi gülü bana getiriyor. Gözlerinden uyku akıyor gecenin ama gitmiyor. Benimle kalıyor. Ben denize, Gece bana bakıyor. Anlayamıyorum .     Bir kulübe gidiyoruz. Kulüp tıklım tıklım. Arkadaşlarıyla dans ediyor. Gözlerimi ayıramıyorum Geceden.  Arkadaş...

SESSİZ BİR REDDEDİŞ/ÖFKE

''Dile kolay seni unuttum demek. Dile kolay gelir, yüreğime zor. Kolay ama gülü kuruttum demek, Kuru gülün kokusunu bana sor. Gönül defterinde saklasam olmaz. Dönüp dönüp her gün bakmasam olmaz, Yüreğim elvermez, koklasam olmaz. Kuru gülün kokusunu bana sor. ''      Sağ arka cebimde biriktirdiğim umut tanelerini kontrol etmek isterken, cebimin delindiğini fark ediyorum.  Yine elimi yüzüme bulaştırıyorum. Gecenin üçünde ormanlık bir yolda, arabanın farlarını kapatıp hızla yol alıyorum. Camları indirip, buz gibi havada cayır cayır yanıyorum. Zifiri karanlıkta önümü görmeden ilerleyip, cesaretin ve korkunun tadını dibine kadar alıyorum. Hiçbir şeyin yolunda gitmeyişine, her şeyin mahvolup düzelmeyişine bir kadeh daha. Bir viski şişesi daha kırıyorum. Bu kez ruhani acıyı fiziksele dönüştüremiyorum. Biraz kafa dağıtmalıyım bu gece. Sevdiklerime öfke kusarken, yalnız kaldığımda melankolik şarkılarla kahkahalar atıp, dans ediyorum. Delirmedim henüz, olmak istemediğim yerdey...

YOSUN YEŞİLİ

“ Yosun yeşili gözlerin inadına,  Toprakta tohum gibi saklayacağım seni sevdiğimi. Kimseler bilmeyecek. İlk kadehten son kadehe çıktığım yolculukta b enimle olduğunu, Kadehler boşaldıkça gözlerimin dolduğunu, Kimseler görmeyecek. Kış eksi yirmilerde aşkınla yandığımı, Anılar diye diye hep seni andığımı, Kimseler duymayacak. Bir gün, yalnız sen duyacaksın. Sana bile söylenmemiş, senin için saklanmış sevda sözlerini. Bir gün, yalnız sen duyacaksın bir gülün kokusunda sevdamı. Sen göreceksin, Sen bileceksin, Hissedeceksin. Bir gün yolun sonunda, saatler durduğunda. ”      Günün birinde sağ elimin, serçe parmağının dışa bakan kısmında ufak bir leke çıktı. Başta benim için hayli önemsizdi. Umursamadım, geçer diye düşünmüştüm her zamanki gibi. 'Hallederim' diyip henüz halledemediğim düşüncelerimin bulunduğu rafa koydum daha fazla düşünmemek için. Ancak leke zamanla büyümeye başladı. Önce elimi, sonra dirseğimi ve ardından sağ kolumun tamamını kaplamıştı. Sanki anestezi yap...

DESTİNA

"Kuş uçtukça genişliyor gökyüzü" demişti Rilke. Belki hayat da yaşadıkça. Böyle şeyler düşün. Delirme. Kimse duymaz çünkü bu gürültüde. Pelerinli bir gladyatör çizdim önümdeki boş kağıt parçasına, Gülden yapılmış bir de kılıç verdim ona. Harbe çıkıyor, yıkıyor mavi duvarlı evleri. Asıp biçiyor ama kesemiyor kırmızı gülleri. Sürekli öldürüyor birilerini. Resmediyor ölümü sanki. Öldürdükçe, pastel kokuyor evimin içi. Ah şu kurdukları kafasında, Vasiyetim say Destina. Beyazlar giydirtecek günün birinde bana. Ahşap kutu içinde taşısın beni sevmediklerim. İnadına, durmadan tepineceğim omuzlarında. Suyla yazılmış şiirler okuyacağım onlara, kulaklarında çınlasın. Rüyalarına gireceğim, ödleri patlasın. Hemdem gelirse eğer, hepsine bol şerbetli tulumba! Haa, Yosun'da gelirse şayet, "Defol!" deyin ona. Vasiyetim say Destina. Katiller giremesin bu kutlamaya. Diktiğim incir ağacına siyah eşarplar bağladım. Dallarını kırdım, kökünü kazıdım uyuz bir köpek gibi. Aç kaldı kuşla...

YEDİ KİŞİLİK ENKAZ: TANIŞMA GÜNÜ

Bu Enkazın altında bi yerlerde kendini bulabilirsin. İçinde attığın çığlıkları dile getiremediğin için üzgünüm.  Korkma, ben yanındayım. - MEDUSA -    Henüz çok gencim ama bir çok insanın yaşamaktan korktuğu çoğu şeyi yaşadım. Evli birine aşık oldum mesela.  Bunu öğrendiğimde intikam ve içimdeki nefreti kusmak için çok çabaladım. Karşımda ağlarken duygusuzca onu izledim, hatta aldattım. Bana yaşattığı acıyı yaşatmaya çalıştım. Affedemedim. Yalnız kaldım. Hiç sevmediği karısından onu uzaklaştırdım. Ailesine mâl oldu ama benimle olmayı kabul etti. Bana inandı ve dayandı. O tam bir savaşçı. Elimden tuttu. Utandığım zamanlar oldu ama asla pişmanlık yaşamadım. Başlangıçta kin beslediğim adama zamanla aşık oldum. Bilmiyorum, belki de onunla olmanın imkansızlığı cezbetti beni. Onun canını yakmak isterken her gün biraz daha yaklaştım. Merhameti dışında sevilir bir yanı yoktu aslında bu adamın. Kumarbaz, alkolik, yalancı herifin tekiydi fikrimce. Onunla olmanın bana acıdan ba...