Ana içeriğe atla

SADECE SERÇE


"Minik bir serçenin göz yaşı kadar"

    Sanki Tanrı, bir şeylere öfkelenmişte, dünyayı temizlemek için bir mermi gibi yağan yağmurla sırılsıklam etmişti tüm şehri. Her kızgınlığında bir yıldırımla aydınlatıp önümü, birde sesiyle korkutuyordu beni. Gecenin bir vakti ben, sarhoşlar ve sokakta peçete satan ufak çocuklar dışında kimse yoktu etrafta. Her gün birer birer eksilen saçlarım sırılsıklam olmuş, ayakkabım da su almıştı. Yağmurda ıslanan sokak köpeği gibi bir ifade vardı suratımda. Sokak köpeklerinin ve peçete satan çocukların neden hep üzgün olduğunu düşündüm sonra. Dar kaldırımın en köşesinden yürürken, eve giden yolumun daha başındayken 136 basamağa bakıp durdum. Karnımdaki gurultu; "hadi" dedi bana. Bense yaktığım sigarayla onu susturdum.

***

    Parkın önünde duran belediye bankını kestirdim gözüme. Üzerinde duran yağmur damlalarını sol kolumla sildim (kuruduğuna inandım ve oturdum). Telefonumdan karşıma çıkan ilk şarkıyı açtım.  Annemin en sevdiği parçaya denk gelince dinlemeye başladım. Daha birkaç hafta önce aldatılan annemin, neler hissettiğini çok iyi anlıyordum aslında. Ona elimi uzatmak istiyordum ama onu iyileştirebilecek kadar güçlü biri olamamaktan korkuyordum. Bu yüzden bu aldatılma hikayesini onun dışında herkesten dinlemiştim. Bununla yüzleşme fırsatım olmamıştı. Ancak kendimle yalnız kaldığımda dile getirebiliyordum. 

    Şarkı henüz son bulmadan, yağmur ve enstrümanın sesini bastıran bir ses duydum çöp kutusunun kenarından. Öylesine sesli ve yardıma muhtaç gibiydi ki üşengeçliğimin önüne geçti. Uçmayı henüz öğrenememiş, annesinden ayrılmış ufak bir kuşla karşılaştım. Önce ne yapmam gerektiğini bilemedim. Isırmasından korktuğumdan dokunamadım. Yağmur hızlanmaya başlıyor ve sırılsıklam oluyordum. Bir cesaretle, serçe olduğunu tahmin ettiğim kuşu avcumla sarıp merdivenlerin yolunu tuttum. İlk basamaktan son basamağa nasıl geldiğimi hatırlamıyordum.

***

    Islanan çoraplarımı bile çıkartmadan eve adımımı attım. Önce serçeyi bir peçete ile kurulayıp, klimanın karşısına bıraktım. Hareket etmek istediğini fark ettiğimde, çamaşır sepetinden bir kafes yaptım. Kafesin içerisine ekmek kırıntısı bıraktım ama serçe bir kez olsun gagasını değdirmedi. Ekmeğe bakakaldı sadece. Bense onunla konuşmaya başladım:

-Beğenmedin menüyü demi?
-Sende ben gibisin galiba.
-Karnın gurulduyor ama zevk almıyorsun yemekten.
-Belki sen de sarhoşsuuun.
-Yoksa diyet saçmalığı mı bu? Yeterince zayıf değil misin ya?

    Konuşmam devam ederken fotoğrafını çekip, hangi tür olduğunu, hangi iklimden hoşlandığını, neyle beslendiğini araştırdım. Elimde sadece elma vardı. Mutfağa gidip ona elma püresi yapacaktım. Serçeye "Burada bekle, geliyorum" diyip mutfağa geçtim. Dolabı açtığımda biraz da üzüm olduğunu gördüm. Tek kalan kırmızı elmayı dolaptan çıkarttım ve dilimlemeye başladım. Elmayı dilimledikçe fark ettim ki, ben eve yalnız gelseydim mutfağa girmezdim. Aç yatardım ama üşenip yemek hazırlamazdım. Zaten karnımın gurultusu, üşengeçliğimin inadını tahmin ettiğinden sesini kesmişti. 
    Bunu neden yaptığımı düşündüm tezgahın önünde ama bir cevap bulamadım. Sonra dilimlediğim elma ve üzüm parçalarını bir çay tabağına koyup serçeye yöneldim.

-Buyrun efendim, tam istediğiniz gibi ince dilimlenmiş.
-Tabii, elim lezzetlidir. Anlıyoruz bu mutfak işinden(!)
-Siz de bahşişi eksik etmeyin ama hanımefendi.
    
    Kuyruğunu hep yatık tutuşundan, göğsündeki gri leke ve gagasının küçüklüğünden kız olduğunu tahmin etmiştim. Ha, bir de annem cinsiyetini öğrenmek için hareketlerini takip etmelisin derdi hep. Bizim kız da oldukça utangaç ve çekingendi. Dakikalarca nefes alıp verirken göğsünün yükselip inişini izledim. Büyülenmiştim. Ben mi aşık oldum, yoksa yolu bana mı düştü bilmiyordum. Bana güvenip uykuya daldığında, ben de yatağımın üzerine uzanıp onu neden kafesin içine koyduğumu düşündüm.

***

    Kaçmasından korkuyor olduğumdan ona kelepçe vurmuştum. Halbuki hayat bana, en çokta bunu yaptığımda öfkelenmişti, bana en çok bunu yapmamam gerektiğini öğretmişti. Bense hala, sevdiklerimin gitmesinden korktuğumdan, onlara yaşam alanı tanımıyordum. Gerçekten sevenlerin, tasmaya ihtiyacı olmadığını anlamıştım ama içimdeki buruk kayıp hep bir diken gibi batıyordu içime. Her gidende, bir suç arıyordum kendimde. Serçeyi kafese koymam haksızlıktı. Onu özgür olduğu gökyüzünden mahrum bırakmam, ona tasma takarak sahiplenmem yanlıştı. Bu yüzden, önce yorgunluktan kapanan gözlerimi ovuşturup ayağa kalktım, serçeyi kafesinden çıkarttım. Tüm perdeleri ve camları açtım. Çünkü, bunu yaparsam hayat beni ayakta alkışlar sanıyordum. Hevesim, bu kez kursağımda kalmaz, karnımın gurultusu susar zannediyordum.
    Serçe, aniden hareketlenip odanın içinde daireler çizmeye başladı. Kanat sesi, dışarıdaki yağmuru bastırıyor, bir yaprak gibi süzülüyordu adeta kafamın üstünde. Sanki, gün doğumuyla birlikte balkabağına dönüşecekmiş gibi hissediyordum. Hiç bitmesini istemediğim bir masal, rüya gibiydi. Yatağıma uzanıp Serçeyi izlerken, kanat sesiyle uykuya daldım.

    Birkaç saat sonra yüzüme vuran güneşin ışıltısıyla uyandım. Hızlıca yatağımdan kalktım ve kapalı olan pencerelere baktım. Gözlerimle dışarıyı süzdüm, elimi karnıma götürdüm ve aynı gurultuyu hissettim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İHANET

        Bodrumun en işlek sokaklarında kendi halimde yürüyorum. Her zaman uğradığım tekelden bir bira alıp yoluma devam ediyorum. Barlar sokağının denize açılan dar caddelerinde, sahil kenarında, sıcacık kumların üzerinde bir yer bulup oturuyorum. Dalgaların kumsala vuruşunu izliyorum. Elimde içkimi yudumluyorum. Huzurluyum.     Yanıma biri geliyor, Geceden doğmuş belli. Her yanında acı var, gözlerinden okunuyor. Oturuyor sessizce. Kendini anlatmaya başlıyor. Bana acı vereceğini farkındayım ama kabul ediyorum.  Korkuyorum .      Gökteki sayısız yıldız içinden bir tanesini seçip bu bizim diyor. Yavaşça heyecandan terleyen ellerimi tutuyor. Sokakta bulduğu kırık bi gülü bana getiriyor. Gözlerinden uyku akıyor gecenin ama gitmiyor. Benimle kalıyor. Ben denize, Gece bana bakıyor. Anlayamıyorum .     Bir kulübe gidiyoruz. Kulüp tıklım tıklım. Arkadaşlarıyla dans ediyor. Gözlerimi ayıramıyorum Geceden.  Arkadaş...

SESSİZ BİR REDDEDİŞ/ÖFKE

''Dile kolay seni unuttum demek. Dile kolay gelir, yüreğime zor. Kolay ama gülü kuruttum demek, Kuru gülün kokusunu bana sor. Gönül defterinde saklasam olmaz. Dönüp dönüp her gün bakmasam olmaz, Yüreğim elvermez, koklasam olmaz. Kuru gülün kokusunu bana sor. ''      Sağ arka cebimde biriktirdiğim umut tanelerini kontrol etmek isterken, cebimin delindiğini fark ediyorum.  Yine elimi yüzüme bulaştırıyorum. Gecenin üçünde ormanlık bir yolda, arabanın farlarını kapatıp hızla yol alıyorum. Camları indirip, buz gibi havada cayır cayır yanıyorum. Zifiri karanlıkta önümü görmeden ilerleyip, cesaretin ve korkunun tadını dibine kadar alıyorum. Hiçbir şeyin yolunda gitmeyişine, her şeyin mahvolup düzelmeyişine bir kadeh daha. Bir viski şişesi daha kırıyorum. Bu kez ruhani acıyı fiziksele dönüştüremiyorum. Biraz kafa dağıtmalıyım bu gece. Sevdiklerime öfke kusarken, yalnız kaldığımda melankolik şarkılarla kahkahalar atıp, dans ediyorum. Delirmedim henüz, olmak istemediğim yerdey...

YOSUN YEŞİLİ

“ Yosun yeşili gözlerin inadına,  Toprakta tohum gibi saklayacağım seni sevdiğimi. Kimseler bilmeyecek. İlk kadehten son kadehe çıktığım yolculukta b enimle olduğunu, Kadehler boşaldıkça gözlerimin dolduğunu, Kimseler görmeyecek. Kış eksi yirmilerde aşkınla yandığımı, Anılar diye diye hep seni andığımı, Kimseler duymayacak. Bir gün, yalnız sen duyacaksın. Sana bile söylenmemiş, senin için saklanmış sevda sözlerini. Bir gün, yalnız sen duyacaksın bir gülün kokusunda sevdamı. Sen göreceksin, Sen bileceksin, Hissedeceksin. Bir gün yolun sonunda, saatler durduğunda. ”      Günün birinde sağ elimin, serçe parmağının dışa bakan kısmında ufak bir leke çıktı. Başta benim için hayli önemsizdi. Umursamadım, geçer diye düşünmüştüm her zamanki gibi. 'Hallederim' diyip henüz halledemediğim düşüncelerimin bulunduğu rafa koydum daha fazla düşünmemek için. Ancak leke zamanla büyümeye başladı. Önce elimi, sonra dirseğimi ve ardından sağ kolumun tamamını kaplamıştı. Sanki anestezi yap...

DESTİNA

"Kuş uçtukça genişliyor gökyüzü" demişti Rilke. Belki hayat da yaşadıkça. Böyle şeyler düşün. Delirme. Kimse duymaz çünkü bu gürültüde. Pelerinli bir gladyatör çizdim önümdeki boş kağıt parçasına, Gülden yapılmış bir de kılıç verdim ona. Harbe çıkıyor, yıkıyor mavi duvarlı evleri. Asıp biçiyor ama kesemiyor kırmızı gülleri. Sürekli öldürüyor birilerini. Resmediyor ölümü sanki. Öldürdükçe, pastel kokuyor evimin içi. Ah şu kurdukları kafasında, Vasiyetim say Destina. Beyazlar giydirtecek günün birinde bana. Ahşap kutu içinde taşısın beni sevmediklerim. İnadına, durmadan tepineceğim omuzlarında. Suyla yazılmış şiirler okuyacağım onlara, kulaklarında çınlasın. Rüyalarına gireceğim, ödleri patlasın. Hemdem gelirse eğer, hepsine bol şerbetli tulumba! Haa, Yosun'da gelirse şayet, "Defol!" deyin ona. Vasiyetim say Destina. Katiller giremesin bu kutlamaya. Diktiğim incir ağacına siyah eşarplar bağladım. Dallarını kırdım, kökünü kazıdım uyuz bir köpek gibi. Aç kaldı kuşla...

YEDİ KİŞİLİK ENKAZ: TANIŞMA GÜNÜ

Bu Enkazın altında bi yerlerde kendini bulabilirsin. İçinde attığın çığlıkları dile getiremediğin için üzgünüm.  Korkma, ben yanındayım. - MEDUSA -    Henüz çok gencim ama bir çok insanın yaşamaktan korktuğu çoğu şeyi yaşadım. Evli birine aşık oldum mesela.  Bunu öğrendiğimde intikam ve içimdeki nefreti kusmak için çok çabaladım. Karşımda ağlarken duygusuzca onu izledim, hatta aldattım. Bana yaşattığı acıyı yaşatmaya çalıştım. Affedemedim. Yalnız kaldım. Hiç sevmediği karısından onu uzaklaştırdım. Ailesine mâl oldu ama benimle olmayı kabul etti. Bana inandı ve dayandı. O tam bir savaşçı. Elimden tuttu. Utandığım zamanlar oldu ama asla pişmanlık yaşamadım. Başlangıçta kin beslediğim adama zamanla aşık oldum. Bilmiyorum, belki de onunla olmanın imkansızlığı cezbetti beni. Onun canını yakmak isterken her gün biraz daha yaklaştım. Merhameti dışında sevilir bir yanı yoktu aslında bu adamın. Kumarbaz, alkolik, yalancı herifin tekiydi fikrimce. Onunla olmanın bana acıdan ba...