7 kişilik masanın etrafında toplanmış 6 kişi yemek yiyordu. Hayatımda hiç görmediğim insanlardı bunlar. Biri tabağına bütün yemeklerden parça parça koymuş, biri yemek yiyebilmek için sırasını bekliyor, bir diğeri herkese yemeklerini servis ediyor ve kalanlarda yemeklerini yudumluyordu. Boş sandalyeyi oturmak için kendime çektiğimde, gözler sadece beni görür oldu, bir sessizlikle yaptığım her hareket özenle izleniyordu. Sanki bu boş sandalye benim yerim değil, sanki ben bu masada istenilmiyordum. Bu yüzden kapıya en yakın, masaya en uzak sandalyeyi boş bırakmışlar gibiydi. Herkesin tabağında yemek tamamlandıktan sonra sıra bana gelmemişti.
"Sanırım, annem yine benden bekliyor" diye düşündüm. Kalkıp tabağıma iki kaşık haşlanmış brokoli koydum. Masanın üzerinde duran limondan biraz sıktım. Masaya oturduğumda kimse yemeğinden tek bir yudum bile almadı. Sadece sessizce oturdular. Sanki bir şeyler anlatmam bekleniyordu. Ben anlatacağım tonlarca şey olduğunu, ama dilimin hareket ettiremediğimi hissediyordum. Sanki konuşmaya başlasam, ağlayacağım. Sanki ağlarsam, ağlayacaklar gibiydi. Bir çatal brokoli atıp ağzıma durdum. Ben yutkunamadım, onlar da sustu, sustu, sustu.
"Boşver"
"Boşver"
"Boşver."
"Geride kaldı o günler,
Sen varken taptığım kasvetli şehirler."
O an anladım numaranın kime ait olduğunu. Sanırım dün gece, ölmüş bir bitkiyi yeşertmeye çalışmıştım. Bi küfür savurup, "Boşver" dedim.
"Boşver"
Boşver diye diye biriktirdiğim kumbaram artık taşıyor gibi hissediyorum. Resmen başka bir hayat düşleyerek ömrümü bitiriyorum. Her seferinde, sahip olduğum bir şeyi kaybettiğimde, değerini anlamam çok zaman alıyor.
Ama her şeyi bir köşeye koyduğumda çabamın, verdiğim savaşın, yaptığım ne varsa, düşündüğüm, düşlediğim, sevdiğim ya da nefret ettiğim, iyi ya da kötü ne varsa hepsi mutlu olmak içindi. Oysa Mutluluğumun ve hata hüznümün bile hep geçici olduğunu öğrenmem zaman aldı. Saçımda, sakalımda çıkan beyazlar bunların kanıtıydı bana.
Hastayken sağlıklı olmayı, yalnız kaldığımda kalabalığı, ateş başında oturup sohbet etmeyi, ayıkken sarhoş olmayı mutluluk zannettim zamanlar oldu. Haz duyduğum ne varsa, alıştıktan sonra onları eskisi gibi sevemediğimi fark ettim. Zaferlerimden artık gurur duymadığımı, elini tuttuğum kişinin bile, artık eskisi gibi ısıtmadığını fark ettim. Benim için sıradanlaştıklarını anladığımda küçük kıyametimi yaşadım içimde.
Yosun'a aşık olduğumda, dünyanın en mutlu insanı gibi hissetmiştim. İlk uçağa binişim, İstanbul'u Yosunla gezişim, sigaramın ilk dumanını içime çekişim... Her biri, o an çok güzeldi ama hiç biri süregelmedi benimle birlikte. Sanki mutluluğu, hep elimin uzanamadığı en uzak yere koymuştum. Sanki evimdeki ocağı sadece mutluluk ya da hüzün ateşler sanıyordum. Bu yüzden; "Keşke biraz daha sevilsem, biraz daha param olsa, biraz daha takdir edilsem keşke" dedim durdum.
Gırtlağıma kadar dolduğum onca zaman sadece sustum. Annemden, babamdan öğrendiğimi sandığım o sevgiyi (!) hep başkalarında farklı tonlarla aradım. Her rengin farklı olduğunu unuttum. 2+2'nin 5'e vardığını unuttum.
Bu sitemlerimin her biri, uzanamadığım mutluluğuma giden bir adım değildi benim için. Sanki eksiklerimi tamamladıkça daha mutlu olacakmış gibi hissetmem bir hataydı. Yanıldığımı fark etmem zaman aldı. Sanırım mutlu olmak için yaptığım şeyleri aslında sevdiğim için yapıyordum. Ben yaşadığım her şeyi sevgi için yapmıştım. Karşılığını beklemek en büyük yanılgımdı. Bunu anlamam da bir hayli zamanımı aldı.
Pantolonumun arka cebinde biriktirdiğim kumbara "Boşver"lerle değil, "İyi ki"lerle dolmaya başladı.

.jpeg)



.jpeg)
Yorumlar
Yorum Gönder
Aramızda kalsın ama...