Ana içeriğe atla

BOŞVER



   7 kişilik masanın etrafında toplanmış 6 kişi yemek yiyordu. Hayatımda hiç görmediğim insanlardı bunlar. Biri tabağına bütün yemeklerden parça parça koymuş, biri yemek yiyebilmek için sırasını bekliyor, bir diğeri herkese yemeklerini servis ediyor ve kalanlarda yemeklerini yudumluyordu. Boş sandalyeyi oturmak için kendime çektiğimde, gözler sadece beni görür oldu, bir sessizlikle yaptığım her hareket özenle izleniyordu. Sanki bu boş sandalye benim yerim değil, sanki ben bu masada istenilmiyordum. Bu yüzden kapıya en yakın, masaya en uzak sandalyeyi boş bırakmışlar gibiydi. Herkesin tabağında yemek tamamlandıktan sonra sıra bana gelmemişti. 

"Sanırım, annem yine benden bekliyor" diye düşündüm. Kalkıp tabağıma iki kaşık haşlanmış brokoli koydum. Masanın üzerinde duran limondan biraz sıktım. Masaya oturduğumda kimse yemeğinden tek bir yudum bile almadı. Sadece sessizce oturdular. Sanki bir şeyler anlatmam bekleniyordu. Ben anlatacağım tonlarca şey olduğunu, ama dilimin hareket ettiremediğimi hissediyordum. Sanki konuşmaya başlasam, ağlayacağım. Sanki ağlarsam, ağlayacaklar gibiydi. Bir çatal brokoli atıp ağzıma durdum. Ben yutkunamadım, onlar da sustu, sustu, sustu.

   Garip rüyamı bölen şey herkesin nefret ettiği alarmım oldu. Yatağımdan doğruldum ve düşündüm. Anlatmamı istedikleri şeyi düşündüm. Büyüdüğüm evin külleriydi bu. Adam olmaz babamın kıvılcımlarıydı. Boşver dedim sonra içimden.
"Boşver"

    Yatağımdan kalkıp aynaya baktığımda saçlarımda ve sakalımda bana selam veren beyazları gördüm. Bende onlara bir gülümseme ve bir makasla selamladım. Aynadaki adamı tanıyamıyordum artık. Tıraş makinemi alıp saçımı ve sakallarımı üçe vurdum. Hastanede kendimi tıraş edişim geldi aklıma. Tek farkı vardı aslında, şimdi kendi isteğimle, ağlamadan kesiyordum saçlarımı. Biraz da alışmıştım aslında buna. Çünkü hala dalinle yıkanıyordum. Unutmama fırsat vermiyordu bu koku. Duşta her gözümü kapatıp saçlarıma dalini vurduğumda, beni yıkayan sivrisinekler canlanıyordu kafamın içinde. Kafamın içinde konuşan o sivrisineklere "Boşver" dedim.
"Boşver"


    Duştan çıktıktan sonra hayli üşüdüm. Havluyu sırtıma atıp bir süre yerde bulunan kilimi izledim çırılçıplak.  Aynadaki adama baktım tekrar. Uykusuzluktan şişmiş siyah gözlerimin içine baktım acıyarak. Oyuncağı elinden alınmış bir çocuğun gözleri gibiydi. Eskiden, Zehra'nın gözlerine görürdüm bunu. Güldüğünde bile gözlerinin içinde siyahın ışıltısı vardı. Acının eşsiz hali gibiydi. Baktıkça bir şeyler öğrendiğimi sanırdım. İçinde keder dolu, dibi olmayan bir kuyu gibi derdim. Şimdi aynı bakışları kendime atıyorum. Aynı gözlere bende sahibim artık. "Boşver" dedim sonra aynadaki adama.
"Boşver"

    Üzerimi giyindikten sonra işe gitmek üzere evin anahtarını aradım yine her yerde. Saatler geri alınmadığından, sabahlarıma ay ve yıldızlar eşlik ediyordu işe giden yolumda bana. Anahtarımı bulup dışarı çıktığımda, bozuk olan sensörlü ışığımın yanmasına şaşırdım. Avizeye dönüp "Sana da günaydın bozuk adam" dedim. Daha ilk basamağa inmeden, bozuk adamın yerde yatan serçeye ışık tuttuğunu gördüm. Ayaklarını yukarı kaldırmış ve göğe küsmüştü. Soğuktan cansız bedeni kaskatı kesilmişti. Oturup merdivenin buz gibi basamağına, bir  dal sigara içtim. Sadece izledim ve "boşver" dedim. 
"Boşver."


   Buz gibi havada aracıma doğru yürürken, telefonumda kayıtlı olmayan bir numaranın bana yazdığını fark ettim. Mesajda "Sen nasılsın" yazıyordu. Gözlerimi kıstım ve geçmiş mesajları olmayan bu numaranın kime sahip olduğunu düşündüm. Arabaya binip, kontağı çevirdiğimde radyo otomatik olarak çalan şarkı şuydu:
"Geride kaldı o günler, 
Sen varken taptığım kasvetli şehirler."
    O an anladım numaranın kime ait olduğunu. Sanırım dün gece, ölmüş bir bitkiyi yeşertmeye çalışmıştım. Bi küfür savurup, "Boşver" dedim.
"Boşver"

    Boşver diye diye biriktirdiğim kumbaram artık taşıyor gibi hissediyorum. Resmen başka bir hayat düşleyerek ömrümü bitiriyorum. Her seferinde, sahip olduğum bir şeyi kaybettiğimde, değerini anlamam çok zaman alıyor.

      Ama her şeyi bir köşeye koyduğumda çabamın, verdiğim savaşın, yaptığım ne varsa, düşündüğüm, düşlediğim, sevdiğim ya da nefret ettiğim, iyi ya da kötü ne varsa hepsi mutlu olmak içindi. Oysa Mutluluğumun ve hata hüznümün bile hep geçici olduğunu öğrenmem zaman aldı. Saçımda, sakalımda çıkan beyazlar bunların kanıtıydı bana.

    Hastayken sağlıklı olmayı, yalnız kaldığımda kalabalığı, ateş başında oturup sohbet etmeyi, ayıkken sarhoş olmayı mutluluk zannettim zamanlar oldu. Haz duyduğum ne varsa, alıştıktan sonra onları eskisi gibi sevemediğimi fark ettim. Zaferlerimden artık gurur duymadığımı, elini tuttuğum kişinin bile, artık eskisi gibi ısıtmadığını fark ettim. Benim için sıradanlaştıklarını anladığımda küçük kıyametimi yaşadım içimde.

    Yosun'a aşık olduğumda, dünyanın en mutlu insanı gibi hissetmiştim. İlk uçağa binişim, İstanbul'u Yosunla gezişim, sigaramın ilk dumanını içime çekişim... Her biri, o an çok güzeldi ama hiç biri süregelmedi benimle birlikte. Sanki mutluluğu, hep elimin uzanamadığı en uzak yere koymuştum. Sanki evimdeki ocağı sadece mutluluk ya da hüzün ateşler sanıyordum. Bu yüzden; "Keşke biraz daha sevilsem, biraz daha param olsa, biraz daha takdir edilsem keşke" dedim durdum. 

    Gırtlağıma kadar dolduğum onca zaman sadece sustum. Annemden, babamdan öğrendiğimi sandığım o sevgiyi (!) hep başkalarında farklı tonlarla aradım. Her rengin farklı olduğunu unuttum. 2+2'nin 5'e vardığını unuttum.

    Bu sitemlerimin her biri, uzanamadığım mutluluğuma giden bir adım değildi benim için. Sanki eksiklerimi tamamladıkça daha mutlu olacakmış gibi hissetmem bir hataydı. Yanıldığımı fark etmem zaman aldı. Sanırım mutlu olmak için yaptığım şeyleri aslında sevdiğim için yapıyordum. Ben yaşadığım her şeyi sevgi için yapmıştım. Karşılığını beklemek en büyük yanılgımdı. Bunu anlamam da bir hayli zamanımı aldı. 

Aklım, nihayetinde başına geldi. 
Pantolonumun arka cebinde biriktirdiğim kumbara "Boşver"lerle değil, "İyi ki"lerle dolmaya başladı.

Ve sonra, yaşadığım ne varsa "Boşver" olmaktan ibaret kaldı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İHANET

        Bodrumun en işlek sokaklarında kendi halimde yürüyorum. Her zaman uğradığım tekelden bir bira alıp yoluma devam ediyorum. Barlar sokağının denize açılan dar caddelerinde, sahil kenarında, sıcacık kumların üzerinde bir yer bulup oturuyorum. Dalgaların kumsala vuruşunu izliyorum. Elimde içkimi yudumluyorum. Huzurluyum.     Yanıma biri geliyor, Geceden doğmuş belli. Her yanında acı var, gözlerinden okunuyor. Oturuyor sessizce. Kendini anlatmaya başlıyor. Bana acı vereceğini farkındayım ama kabul ediyorum.  Korkuyorum .      Gökteki sayısız yıldız içinden bir tanesini seçip bu bizim diyor. Yavaşça heyecandan terleyen ellerimi tutuyor. Sokakta bulduğu kırık bi gülü bana getiriyor. Gözlerinden uyku akıyor gecenin ama gitmiyor. Benimle kalıyor. Ben denize, Gece bana bakıyor. Anlayamıyorum .     Bir kulübe gidiyoruz. Kulüp tıklım tıklım. Arkadaşlarıyla dans ediyor. Gözlerimi ayıramıyorum Geceden.  Arkadaş...

YOSUN YEŞİLİ

“ Yosun yeşili gözlerin inadına,  Toprakta tohum gibi saklayacağım seni sevdiğimi. Kimseler bilmeyecek. İlk kadehten son kadehe çıktığım yolculukta b enimle olduğunu, Kadehler boşaldıkça gözlerimin dolduğunu, Kimseler görmeyecek. Kış eksi yirmilerde aşkınla yandığımı, Anılar diye diye hep seni andığımı, Kimseler duymayacak. Bir gün, yalnız sen duyacaksın. Sana bile söylenmemiş, senin için saklanmış sevda sözlerini. Bir gün, yalnız sen duyacaksın bir gülün kokusunda sevdamı. Sen göreceksin, Sen bileceksin, Hissedeceksin. Bir gün yolun sonunda, saatler durduğunda. ”      Günün birinde sağ elimin, serçe parmağının dışa bakan kısmında ufak bir leke çıktı. Başta benim için hayli önemsizdi. Umursamadım, geçer diye düşünmüştüm her zamanki gibi. 'Hallederim' diyip henüz halledemediğim düşüncelerimin bulunduğu rafa koydum daha fazla düşünmemek için. Ancak leke zamanla büyümeye başladı. Önce elimi, sonra dirseğimi ve ardından sağ kolumun tamamını kaplamıştı. Sanki anestezi yap...

SESSİZ BİR REDDEDİŞ/ÖFKE

''Dile kolay seni unuttum demek. Dile kolay gelir, yüreğime zor. Kolay ama gülü kuruttum demek, Kuru gülün kokusunu bana sor. Gönül defterinde saklasam olmaz. Dönüp dönüp her gün bakmasam olmaz, Yüreğim elvermez, koklasam olmaz. Kuru gülün kokusunu bana sor. ''      Sağ arka cebimde biriktirdiğim umut tanelerini kontrol etmek isterken, cebimin delindiğini fark ediyorum.  Yine elimi yüzüme bulaştırıyorum. Gecenin üçünde ormanlık bir yolda, arabanın farlarını kapatıp hızla yol alıyorum. Camları indirip, buz gibi havada cayır cayır yanıyorum. Zifiri karanlıkta önümü görmeden ilerleyip, cesaretin ve korkunun tadını dibine kadar alıyorum. Hiçbir şeyin yolunda gitmeyişine, her şeyin mahvolup düzelmeyişine bir kadeh daha. Bir viski şişesi daha kırıyorum. Bu kez ruhani acıyı fiziksele dönüştüremiyorum. Biraz kafa dağıtmalıyım bu gece. Sevdiklerime öfke kusarken, yalnız kaldığımda melankolik şarkılarla kahkahalar atıp, dans ediyorum. Delirmedim henüz, olmak istemediğim yerdey...

SENDEN KAÇIYORUM

"Akşam güneşine, çok yakışırdı yüzün" Bi deniz vardı evimin karşısında, Koca, Yeşil gözleri olan. Evim! derdim O’na. Bir bakıp, bir duman tüttürürdüm. Tek oturduğum çok kişilik masamda, Bir rakı kadehim, O'nun için hep fazla. Sözde, sizden kaçıyorum. Aptal aptal güldüm bir de buna.   Öfkem, dört nala koşardı peşimden sonra. Gecenin bir vakti, Denize sürüklerdi beni. Bırakmazdı, döverdi. Savururdu sıska kollarında. Sözde, sizden kaçıyorum. Öfkemi, iki bardakta denize boşaltınca.   Ben ve bu küreksiz mürettebatımla, Açılırdık bilmediğimiz göğe, Yelkenler Sahra! Bu kadar kolay harcamazdım hayallerimi, Aslında, bırakmazdım nadasa. Sözde, sizden kaçıyorum. Yırtık yelkenim ve Yosun tutmuş sandalımla.   Gömleğimin düğmelerini yine yanlış iliklemişim. Böyle mi olurdu, olsaydı Sultan yanımda. Şimdi ben, 26 yaşımda, Bi Kaktüs ağacının başında, Kapıma dayanıp, zili çaldığınızda, Korkmazdım. Sözde, sizden kaçıyorum. Işıklarım açık ama, evde yokum aslında.   Sultan’ı bir gün aram...

DESTİNA

"Kuş uçtukça genişliyor gökyüzü" demişti Rilke. Belki hayat da yaşadıkça. Böyle şeyler düşün. Delirme. Kimse duymaz çünkü bu gürültüde. Pelerinli bir gladyatör çizdim önümdeki boş kağıt parçasına, Gülden yapılmış bir de kılıç verdim ona. Harbe çıkıyor, yıkıyor mavi duvarlı evleri. Asıp biçiyor ama kesemiyor kırmızı gülleri. Sürekli öldürüyor birilerini. Resmediyor ölümü sanki. Öldürdükçe, pastel kokuyor evimin içi. Ah şu kurdukları kafasında, Vasiyetim say Destina. Beyazlar giydirtecek günün birinde bana. Ahşap kutu içinde taşısın beni sevmediklerim. İnadına, durmadan tepineceğim omuzlarında. Suyla yazılmış şiirler okuyacağım onlara, kulaklarında çınlasın. Rüyalarına gireceğim, ödleri patlasın. Hemdem gelirse eğer, hepsine bol şerbetli tulumba! Haa, Yosun'da gelirse şayet, "Defol!" deyin ona. Vasiyetim say Destina. Katiller giremesin bu kutlamaya. Diktiğim incir ağacına siyah eşarplar bağladım. Dallarını kırdım, kökünü kazıdım uyuz bir köpek gibi. Aç kaldı kuşla...