''-...Yüzotuzbir, yüzotuziki, yüzotuzüç. Son basamağa geldim, şimdi? -Şimdi sola dön, Tel örgülü kapıyı aç. Mavi beyaz duvarları olan, Begonvil sarmaşıklı ev. Seni bekliyorum kapının eşiğinde.'' Esen rüzgar, adeta tenimi okşuyordu. Yağmurun yağacağını, gömleğimin üzerine ufak ufak bıraktığı su tanelerinden anlamıştım. Sırtıma attığım çanta, omzumda öylesine yük olmuştu ki, eve girdiğim gibi çantamı koridorun köşesine atıp, kendimi turuncu nevresimleri olan yatağıma fırlatmak istiyordum bir an önce. Yeni tıraş olmuştum ama duşa girmeye mecalim bile kalmamıştı. Çünkü bütün gün, O bomboş hacimleri olan insanları adam yerine koyup savaş vermiştim. Bir sürü herifi yumruklamak istemiştim yine. Tam 15 kişi beni bıçaklamak için tehditler savurmuştu, anlayacağınız sıradan bir gün geçirmiştim aslında. "Kolundaki şey ne?, Siyah alçı mı olur? Bilardocu musun? Çok merak ediyorum ellerine ne oldu?" gibi akıl almaz sorularla karşılaşıp, sadece gülümseyerek cevap verdim...
Denize bakıp ufka daldığım her an, dünyayı değiştirebileceğimi düşünürdüm. Sonrasında sigaramı çıkartıp, bir yerlerde çakmağımı ararken bulurdum hep kendimi.