"Elleriniz ne kadar da soğuk!" dedim. Tereddütsüz cevap verdi: "Isıtın!" Saat s abahın altı buçuğu, yine ufak bir koridorda Yangın kabusuyla, savrularak uyandım. Burnumun kanadığını fark ettim ıslanan yastığımda. Yanıma baktım, yanım boştu. Oda boş, ev boş. Kalktım kanımı temizlemek için. Sahilde içilen sigaranın dumanı, hâla kafamın içindeydi. Aynaya baktığımda gözlerimdeki kan çanağının içindeki mutluluğu ve korkuyu görebiliyordum. Elmacık kemiğimin üzerinde ruj lekesini fark edince tenim, bir vampirin teni gibi buz kesmişti. Aslında buna leke demek bir hakaretti, bu adeta özenle çizilmiş bir resim, bir sanattı. Beyaz tenli kadın geldi aklıma. Bir sinema filmi gibi geçti gözlerimin önünden yaşadığımız tüm senaryolar. Omuzlarına varan küt saçları, dik bakışlı kömür gözleri, rakı beyazı inci dişleri, yumuşacık teni... Bizim bir sahnemiz, rolümüz ya da hikayemiz yoktu. Biraz yaz aşkı gibi, biraz ömürlük gibi, en çokta Meftun gibiydi... Burnu...
Denize bakıp ufka daldığım her an, dünyayı değiştirebileceğimi düşünürdüm. Sonrasında sigaramı çıkartıp, bir yerlerde çakmağımı ararken bulurdum hep kendimi.