Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İCAZ: TÜFEK

'' Ayağı kırık bir at gibi topallıyordum ortasında hayatımın. Ve tüfeğin icadına, asırlar vardı. ''    Rüya gibi bir uykudan u yandım ve etrafıma bakındım. Hasır bir hamağın üzerinde iki büklüm sızmışım. Irmaktan gelen su sesi, rüzgarın koca ağaçları sallarken yaprakların hışırtısı, kuşların birbirleriyle şarkısı, tenime değen hafif tatlı esinti ve yeni kesilmiş taze çimen kokusuyla ayılıyorum. Kalkıyorum yattığım huzur dolu hamaktan. Fark ediyorum ki; Güzel bir uykunun aslında uyuduğun zamanla alakası yok, güzel bir uyanış yeterli günün güzel geçmesi için. Burada, sanki uykularım gecelerce bölünmemiş gibi, sanki göğüs kafesimin tam ortasına oturan köz parçası sönmüş gibi, huzur ve heyecan dolu hissediyorum. İnsan ayak izinin olmadığı, cennet gibi bir yer burası. Yürümeye başlıyorum ahşaptan yapılmış, nereye gittiğini bilmediğim bir yolda. Karşıma ufacık, sıska bir çocuk çıkıyor. Saçları gözlerine kadar uzamış, kafasında deniz mavisi bir şapka, sırtında hayli yüklü bir ...

DORIAN GRAY'İN PORTRESİ

 " Keyif ise her şeyi tattım, mutluluk ise asla! "      Uyanır uyanmaz bir kelebeğe dönüşmek yahut bir yumurtadan, larva olarak doğmak bizim elimizde değildir. Sadece bu başkalaşım evresinde verdiğimiz savaş, bizim hikayemizdir.  Kendi kitabımıza yazdığımız, yaşanmış bir mazidir.     ***     Günlerden Pazartesi, her gün olduğu gibi uykusuz bir gecenin sabahına, yine telefonumun alarm sesiyle uyanıyorum. Bir süredir, yalnız uyanmanın verdiği rahatsız edici sessizlikle aralıyorum odamdaki tek camın perdesini. Bugün izin veriyorum kendime. Vakit ayırmam gereken bir ben vardı diye düşünüyorum ve hazırlanıyorum sabahın altı buçuğunda. Telefonumu kapatıp, çantama bi şort ve havlu atıyorum. Gözüme, kitaplığımın hiç dokunulmayan rafındaki, toz tutmuş bir kitap çarpıyor. Kapağına bakıp, bugün tanışalım seninle diyorum içimden. Arabanın kontağını çeviriyorum,  Anthaven'a yol alıyorum. Henüz yollar bomboş ve Bodrum öylesine sessiz ki, bana acı dol...

DÜNYA

''Duydum bana sevgin dünya kadarmış. Anladım dünyanın dar olduğunu. Gel, yalanlar söyle. Seni sevdim de. Gidiyor olsan da sana geldim de. Doğruyu söyleme günün birinde. Söyleme, ellere yar olduğunu.''      Bir insanla, iki kez tanışabilirsiniz. İlk tanıştığınızda, ruhunuzun eksik olan eşsiz parçasıymış gibi hissedip, hayatınızın tam merkezine koyabilirsiniz. Tüm Dünyanızı önüne serebilir, tam istediği gibi bir insan olabilirsiniz, en azından bunun için bütün gücünüzle çabalayabilirsiniz. Karşınıza her şeyi, herkesi, kendinizi bile alıp savaşabilirsiniz. Bir insanla, iki kez tanışabilirsiniz.     Bir insanla iki kez tanışabilirsiniz AMA aradığınız kişiyi bulamayabilirsiniz. Eski kokusu yoktur belki. Sevişi, sevişmeleri, korktuğunuzda  "Ben buradayım" deyişleri sıcak değildir artık. Gülüşündeki masumluk, gözlerinin içindeki gizem kaybolmuştur. "Seni, kimse benim kadar çok sevmeyecek" dediğiniz insanı, aynı insanda bulamazsınız her zaman. Ben bulamadım....

LAVİNİA

Sana gitme demeyeceğim. Üşüyorsun, ceketimi al. Günün en güzel saatleri bunlar, yanımda kal. Sana gitme demeyeceğim. Yine de sen bilirsin. Yalanlar istiyorsan, yalanlar söyleyeyim.  İncinirsin. Sana gitme demeyeceğim, ama gitme. Adını gizleyeceğim, sen de bilme...          Haziran ayının bir perşembe gecesi, yine sarhoşum. Olacaklardan habersiz yeni odama geçtim. Valizimi ortaya bıraktım, önce kitaplarımı çıkarttım, ardından akort edilmesi gereken, her yeri çizik içinde olan kalimbamı aldım ve havuzun başında bir şezlonga yerleştim. Havuz kenarında oturan 3 kız, 1 erkekli arkadaş grubunun dikkatini çekmiş olmalıyım ki, ben geldiğimde sesleri kesildi ve fısıldamalar başladı. Uzun süredir arkadaşlarımı alıp şöyle mütevazi bir viski masasına oturmamıştık, bunun özlemiyle içim karardı bi an, gözlerim bile doldu hatta. Yaşanması mümkünken yaşayamadığımız onca şey var ki. Kalimbamı akort etmeye çalışırken içlerinden biri bana seslenip masalarına davet etti. Nazik...

İCAZ: DALGIN

      Kaldırımın en sağından, sırtıma attığım ağır çantam ve çekmekte zorlandığım valizimle yürüyorum.       Yine dikkatim çok dağınık. Dalıp dalıp duruyorum bir şeylere. Sanırım evin anahtarını da unuttum çekmecede. Bir kez olsun bile yemek yapmadığım evimde acaba aygaz açık mıydı diye düşünüyorum. İlaçlarımı içtim mi? Bugün günlerden neydi? Yanımdan geçen yaşlı teyzeye hazirana kaç var diye soruyorum. Önce ufak bi tebessüm ediyor yaşlılığa inat tutmuş, tek bir kırışık dahi olmayan suratıyla. Sonra elindeki poşeti yere bırakıp omzuma dokunuyor. Gözlerimin içine bakarak "Ömür, ne güzel geçiyor çocuğum." diyor, anlam veremiyorum. Telefonumu çıkarıyorum saate bakmak için, saate bakmadan kapatıp yerine koyuyorum. Vodka dolduruyorum bi kadehe mesela ama masama otururken yanımda götürmüyorum. Kimi aşık olduğumu söylüyor, kimi ayyaş herif diye sesleniyor arkamdan, kimi de valizimde ne taşıdığımı, çantamın içinde ne biriktirdiğimi çok iyi biliyor. Bi taş parç...

ZEYD DER Kİ I

"Yüreğimde cehennemi taşıyorum, Her adımda tanıdık bir haykırış, Aldığım soluk genzimi yakıyor. Renklerin silikleştiği bu topraklarda, Fırçamla ölümü renklendiriyorum..." - B

MERHEM

     Bodrumda yazı bekliyoruz. Burası ülkenin en özgür şehri gibi hissediyorum. Henüz turistler gelmedi ve her yanı yabancılarla dolu olan o kalabalık boğmuyor beni. Kafamda davul gibi çalan çılgın ayak ve müzik seslerinden kaçmak için bi mâhal aramıyorum daha kendime. Caddelerde, evlere çarşaf olan Begonvil sarmaşıklarının kokusu tüm şehri sardı şimdiden. Bahar öylesine güzel geldi ki, baktıkça yüreğimdeki ölü kelebekler sanki can buluyor, uçuşmaya başlıyor. Solmuş çiçeklerim yeniden açıyor sanki. Bana ilaç gibi gelecek bu yaz. Beni yine değiştirecek.  İnanmıyorum ama farklı olacak gibi hissediyorum. İlaç diye gelen yazı, tadında yaşayacağım bu kez. Zehirlenmeyeceğim yalanlarla. Bu yaz da, umudum ve hâyallerim var hâla.  Baksana, barlar sokağında d enize açılan caddeler öylesine büyüleyici ki, dalgaların hırçınca kayalara vuruşu, denizin nedendir bilinmez ama bitmeyen öfkesi öyle heyecan veriyor ki içime. Gökyüzünde bi kızıllık vardı bugün. Görsen sende çok etk...

TEK KİŞİLİK ZAFER

     İnsanı  yerle bir eden tüm duygulardan arındım. Bi orduyu tek başıma yendim. Göğsümü gerdim ve başım dik yürüdüm. Hatalarım için utanmadım hiç, keşke demedim. Dostlarımı yanıma aldım, kılıçlarımı kuşandım. Hayatımın kadınına yüz çevirdim ve yanlış yoldan koştum. Yoruldum ama bıkmadım.      Defalarca  İhanete  uğrayan kalbimi söktüm attım. Davet ettiği uçurumdan kaçtım. Verdiği gülü, kendi dikeniyle soldurdum. Baharımı kışa çeviren, hayatıma zarardan başka bir şey getirmeyen, beni âma sanıp, aptal yerine koyduğunu düşünen Geceden vazgeçtim. Onu her şeyiyle kabul edeceğimi bilmeyen Geceden vazgeçtim. Bana gösterdiği kayalıklı yollardan, cinli köylerden, derin denizlerden geçtim. Yüreğimden anlamayan, duygusuz Geceden vazgeçtim.       Gemileri limanlarına varmadan batırdım. Uzaktaki ıssız adadan  yüzerek kaçtım. Savaş için savaş vermekten bıktım. Rüyalarım olmadan da yaşayacağımı farkına vardım. O eski ada değil art...

YEDİ KİŞİLİK ENKAZ: PHOENİX

     Ben aşığım, inan. 4 Yılda bir gelen 29 Şubata aşığım.      Bunu okuyan, sana aşığım. Dört duvar yıkılsa üzerime, sen gel desen kalkar gelirim. Ellerim kanda, yüreğimde bir şarapnel olsa durmam inan. Ben aşığım sana.      Bunu okumayan, varlığımdan habersiz, henüz tanışık olmadığıma da aşığım. Gök yarılsa, fırtına kopsa, gemilerim batsa Ege'nin ortasında, sana aşığım lan.      Ben artık inanıyorum. Siyahınız siyah sizin, beyazınız beyaz. Güneş, günü parlatır, geceyi ay aydınlatır biliyorum. Aşk karın doyurmaz, parayla saadet olmaz. Başka bir evren yok görüyorum. İnanıyorum bak sizin yüce tanrınıza. Yasaklarınız huzur getirir sizin. Şiirlerin hepsi size bahşedildi. Leyla aşık Mecnuna evet. Ferhat deldi bu dağların hepsini Şirini düşlediği için. Ahmet Arif, hasretiyle eskitti bileklerini yaralayan prangaları. Neyinizin varsa kabulüm benim. İnkar etmiyorum hatalarımın hiçbirini. Uğruna savaştığım ne varsa havlu atıyorum, arena...

PİNOKYO

    Hayatın mutlak doğrusu yoktur Pinokyo. Asıl doğruyu gösteren pusula hepsinin yüreğinde bir yerlerdedir. Onu bulabilmek, doğru haritada gezmek bir hayli zordur. Aslında bilirsin ama ''Gözler asıl görülmesi gerekeni göremez''. Mesela bi babanın tek oğlunun, gelininin, 9 aylıkken gülücükler saçan ve henüz daha doğmamış torununun üzerine toprak atması sence de yanlış değil mi? Aynı anda dört ölü, üç mezar olması çok tuhaf değil mi ? Bu yaşananların yalan olması gerekmez miydi? Sonuçta hepimiz doğumu görüyoruz. Ama inanmıyoruz ve reddediyoruz ölümü. Çocukların ölmemesi gerektiğini, küçücük tabutların var olmaması gerektiğini hepimiz biliyoruz. Peki neden bizler pembe yalanların içinde yaşıyoruz? Üstelik hiçbirimizin burnu uzamıyor Pinokyo. Demek istediğim şu, doğuma inananlar ne için ölümü görmezden gelirler Pinokyo ?       Vaktin varsa otursana, iki kadehlik viskimden doldurayım sana. Bir masal anlatayım, bi müzik açayım, iki gözyaşı dökelim birlikte. Sonra...

YEDİ KİŞİLİK ENKAZ: MATEM GÜNÜ

       Gecenin loş karanlığında, sisli bir ormanda, bi kayanın üzerinde ahşap renginde tabut. Etrafında toplanmış 7 kişi. Tabutun içinde yatan Şeytan. Hüzün ve neşenin kokusu var havada. Hangi ölüm insanı mutlu eder ? Hangisi üzer  ?       Enkaz, toplantıda verdikleri kararın neticesini görüyor bugün. Kimini öldüren, kimini güldüren bir gece. Şeytanı tabutun içinde gördüğünde ilk adım atan  Narsist oldu. Gözleri büyüdü, yıkılmış gibi bir hali vardı. Bu ölümü beklemediği titreyen ellerinden anlaşıyordu. Tabuta yavaşça yaklaşırken altılı enkaz, meraklı gözlerle onu izliyordu. Narsistin gözünden iki damla gözyaşı düştü baktığı tabutun içine doğru. Kara gözleriyle tabutun içini biraz süzdükten sonra üzerine çıktı ve kasvetinden göz kanatan şeytanın soğuk bedeninin yanına uzandı. Artık gözünde yaş yoktu. Bir tebessüm vardı. Sanki ömrü bunun hayaliyle geçip gitmişti. Narsisti, kan çanağına dönmüş boncuk gözleriyle izleyen Şifacı, tabutun yanına doğ...